22 Ocak 2018 Pazartesi

KÖPRÜLÜ MEHMET PAŞA-2


ELİ KILIÇLI

Köprülü Mehmet Paşa’nın sadrazamlığı(1066/1656) Osmanlı tarihinde çok önemli bir kırılma noktası olarak tarihe kazınmıştır. Tarih-i Gılmani adlı kitapta rivayet edildiğine göre Köprülü’nün sadrazam olduğu gün halk, Cuma namazından çıkıp da ihtiyar Mehmet Paşa’nın sadrazamlığını duydukları zaman hayretler içinde kalmıştı. Köprülü’nün sadrazamlığını halkın çoğu arzu etmiyordu. Birçok kişi Mehmet Paşa’nın aczinden ihtiyarlığından, hükümet yönetimindeki bilgisizliğinden ve bulunduğu yerde takat getiremediğinden bahsediyor,”etrafta vaki olan paşalar ve beyler Köprülü’nün vezir olduğun işittikçe, gör, ne zamana yetiştik, deyu taaccüp(hayret) gösteriyordu.
Dördüncü Mehmed’in darüssaade ağası katipliğinde bulunan Durmuş Ağa, o gün bu merasimde bizzat bulunmuş, olayı şu surette anlatıyordu:
“Vakta ki umur-ı muhtelle-i devletin encamı neye müncer olsa gerektir deyu veziriazam Boynuyaralı Mehmed Paşa hazretlerinin kemal-i acz ve rehaveti sebebiyle azli karar-dade-i saltanat olup ancak kime tefviz-i emanet-i uzma olunsa deyu fikir ve hayret üzre iken Trablus valisi olup Sultan Bayezid’de vaki Demirkapı sarayında amade-i azimet-i rah olan sahib-i tercüme Köprülü Mehmet Paşa şiddet-i salabetiyle maruf pir-i cihan-dide olmak hasebiyle darü’s-saadeti’ş-şerife ağası Solak Mehmed Ağa terbiyesiyle cümleden enseb ve evla görülmüş. Nagah Ağa efendimiz hazretleri beni çağırıp:
-Var, Köprülü Mehmet Paşa’ya benden selam eyle.Ve mühr-i şerif ile ikram olunacağın i’lam edip hufyeten al, getir, deyu tenbih etmeğin ber  vech-i müsaferet sakin olduğu saray-ı mezbura varıp ağa tarafından tebliğ-i selam ve memur olduğum vech üzre inha-i peyam-ı meram eyledim.Paşa-yı müşarünileyhi gayet sebük-saman ve nizam-ı ahvalin cemiyet-i etba ve hahişi gibi perişan bulunduğumdan:
-Böyle adem ile sadaret-i uzmanın ne münasebeti vardır? Deyu bana hayret elvermiş idi.Lakin böyle bir müjde-i beşaret-engizi ifade ettiğimde kat’a hiffet-i sürür ve ihtiraz göstermeyip izhar-ı suret-i salabet ve vakar ettiğinden saire tercih olunmasına bais ne idiğin fehm edip:
-Bu ademde başka halet var, deyu evvel müşahade ettiğim cünbiş-i bi-niyazanesinden ne denlü metanet ve salabet üzre hareket edeceğini anladım. Hatta etba’ından biri:
-Ya sultanım. Siz saraydan gelince bizler bari oradan buradan bir mikdar bisat-ı beyt tedarükünde olsak, dedikde:
-Hacet yok.Bu halk fimaba’d öyle hizmetlerde size zahmet, belki nevbet vermezler . Devlet-Aliyye bizden hizmet ister; kerr ü fer ve haşmet istemez, deyu cevab eyledi.”
Köprülü Mehmet Paşa 15 Eylül 1656 yılında sadrazamlığa getirildiğinde 78 yaşında idi. Henüz yeni göreve geldiği vakit, halkın genelinin ona karşı önyargılı tutumundan haberdardı. Lakin o halkın olumsuz tutumuna kızmıyor, bunun sebeplerini düşünüyor, halka hak veriyordu. Zira 15 yıl boyunca sekiz kez sadrazam değişikliği yaşandığı halde toplumda anarşi ve zulüm önlenememiş, eşkıyalık şiddetini artırmaya devam etmiş, halkın huzur ve mutluluğu sağlanamamıştı. Halkın devlet erkanına olan güveni sarsılmıştı. Devlet içinde üstün makam ve mevkilere getirilen dirayetsiz ve ehil olmayan adamlar, şahsi menfaat uğruna her türlü zorbalığa meylediyorlar, ağalar rüşvet karşılığı halka yapılan zulme sessiz kalıyordu. Tek derdi keselerini altınla doldurmak ve şu gelip geçici dünyada zevkü sefa ile ömür sürmek isteyen ağalar, paşalar, sadrazamlardan halk yılmış çaresiz hayat mücadelesine devam ediyorlardı. Mazlum halkın yeni sadrazamı öncekilerden fazla farkı olmayacağına inanması pek tabi idi. İşte; Köprülü Mehmet Paşa bu gibi sebeplerden ötürü halkı mazur görüyordu. Adamlarından bir kısmının halktan bir takım kimselerin onun hakkında olumsuz konuşmalarını nakletmesi üzerine metanetini koruyor, halka şefkat ve anlayışla davranıyordu. Bu davranışı bir takım kimselerin halk ile Köprülünün arasına daha büyük duvarlar örmesine mani oluyordu.
                Köprülü Mehmet Paşa sadrazamlığının ilk gününde şükür namazı kıldı, namaz sonunda Rabbi-Rahimine gözyaşları içinde el açıp şöyle niyaz etti; “Ey Yüce Rabbim, veren Sen, alan Sen, gayrı Senden başka kimimiz var. Sen ki bütün kullarının duasını işiten ve görensin, Sen ki sinelerin özünü hakkıyla bilensin, Sen ki kullarına karşı çok şefkatli olup dertlere derman olduğun gibi Rahmetiyle bütün alemi kuşatansın. Haksın, Birsin, teksin, Hamd ancak sanadır. Şu aciz günahkar kulunun hak etmediği halde elini boş çevirmedin. Mülk Senin’dir ve Senden’dir. Kainatı kabza-i tasarrufunda tutan ancak Sen’sin. Şu dünya mülkünde bana bir makam verdin. Sana sonsuz şükürler olsun Devlet-i Osmaniyede Senin yolunda İslama ve Devletime, vatanıma hakkıyla hizmet etmeyi bana nasip eyle, beni kafirlerin şerrinden koru. Ey Rabbim Habibin hürmetine beni vatan ve Devlet yolunda rızanı kazanacak şekilde yaşatıp bana öylece çene kapamayı nasip eyle. (Amin)
           Köprülü Mehmet Paşa göreve başladığında umumi manzara şöyle idi;
Osmanlı Devleti büyük bi bunalım geçiriyordu, memlekette eşkıya baskısını ezecek metin bir kol, azimli bir Padişah yoktu. Sultan Mehmet mutlak bir acizlik içinde annesinin kanadına sığınmış 15 yaşında bir gençti. Saltanat nüfusu yeniçeri ve sipahilere intikal etmiş, Devlet idaresi zorbaların elinde kalmıştı. Kadınların (Padişah analarının) siyasetle iştigali zorbaların kuvvetini artırmıştı. Yeniçerilerin sık sık isyan etmeleri ise ordunun dış gücünü yaralamıştı. Birinci Selim’in altınlarla doldurduğu Devlet hazinesinde ulufe veecek akçe bulunmuyordu. Menfaatten başka bir şey bilmeyen, Devletin vakar ve haysiyetini aşağılık menfaatlerine feda eden zorbaları ezecek demir bir ele ihtiyaç vardı. Katip Çelebi risalelerinde ısrarla belirttiği üzere başa “Sahib-üs Seyf (eli kılıçlı) bir yönetici geçmeliydi.” Köprülü Mehmet Paşa IV. Murat gibi ordu intizam altına alınmadan devletin kargaşadan kurtarılamayacağına ve huzurun temin edilemeyeceğine inanıyordu. Mehmet Paşa idareyi ele alır almaz derhal anarşiyi bastırmak, zorbaları birer birer yakalatarak cezalarını vermek istiyordu. Orduda ki zorbaları temizlemek ve disiplini sağlamak zaruri idi.
           İstanbul’da bulunan Köprülü Mehmet Paşa; yakın dostlarından Mimar Kasım Ağa, şair ve musikişinas Solakzade Mehmet Hemdemi Efendi ve Evliya Çelebi ile sohbet ediyor, devlet idaresi hakkındaki fikirlerini açıklıyordu. Mütevazi fıtratıyla tanınan, mevki ve makamda gözü olmayan Mehmet Paşa, devletin içerisinde olduğu durumdan ızdırap duyuyor ve yakın arkadaşlarına devletin kurtarılması için ne yapılması gerektiğini anlatıyordu. Zira istişare etmek Sevgili Peygamberimizin (s.a.v) bir sünneti ve emrolduğu gibi zorlukların üstesinden gelmek için yegane kuraldı.
          Ceza da merhamet Köprülü için büyük bir zaaftı. Zorbaların cüretine şiddetle karşılık vermeyi en kestirme usül sayıyordu. Köprülü Mehmet Paşa bu cüretini ortaya koyabilmek için büyük bi cesaret gösteriyor, ölüme meydan okumak hususunda cidden öne çıkıyordu. Naima tarihinde anlatıldığı üzere “meşrebi bu idi ki, kahr veya katl edeceği adama ruy-i dil ve beşaşet-i vech gösterip nefy ve katlerinde asla gazaba gelmezdi ve darılmazdı. Lutf edeceği veya mansıp vereceği şahsa taabbus ve azar edip asla yüz vermezdi.” IV. Mehmet’in masumca zaafına karşı devleti derebeylik idaresine döndüren eşkiya ancak bu gibi niteliklerle bastırılabilirdi. Köprülü Mehmet Paşa işbaşına geldiği günden itibaren hainlik ve zulmü önlemede şiddet politikası izlemiş, zorbaların cüretini siyaset kılıcıyla kırmak istemiş ve başarılı olmuştu.
            Köprülü Mehmet Paşa sadrazam olduğu vakit selefi Boynuyaralı Mehmet Paşa’nın işlediği devlet suçları ve çevirdiği dolaplar ayyuka çıkmıştır. Durumu haber alan IV. Mehmet Boynuyaralı Mehmet Paşa’nın sadrazamlıktan azledilmesine, mallarına el konulmasına, akabinde idam edilmesine hükmediyordu. Son olarak Köprülü Mehmet Paşa’ya konuyu istişare ettiği vakit aralarında şu konuşmalar zuhur etti;
IV. Mehmet-- Paşa Paşa! Boynuyaralı’nın hainlikleri ayyuka çıkmıştır. Bu hainin derhal azledilmesini, türlü dolaplarla elde ettiği bütün mal varlığına el konulup devlet hazinesine nakledilmesine akabinde hak ettiği üzere idam edilmesini istiyorum. Sen bu konuda ne dersin ey Köprülü?
Köprülü Mehmet Paşa—Hünkarım bu mevzuda fikrimi sorarsınız, dilerseniz izah edeyim; kanaatim odur ki Buynuyaralı Mehmet Paşa’nın işlediği suçlar meydandadır. Bende büyük bir ceza almasını arzu ediyorum. Yaptıklarına karşılık azledilmesini akabinde bütün mal varlığına el konulmasına ardından idam edilmesi yerine sürgün edilmesini münasip görüyorum.
IV. Mehmet-- Şaşılacak şey doğrusu! Sana onca zulmü reva gördüğü halde idamı yerine sürgünü mü evla görüyorsun?
Köprülü Mehmet Paşa—Hünkarım evvela ceza da şahsi kin ve çıkar uğruna hissi hareket edilmesini sabit bulmayan bir kimseyim. İkinci olarak devletin bekası uğruna herkesin hak ettiği cezayı alması taraftarıyım. Buynuyaralı Mehmet Paşa’nın azledilip mallarına el konulup akabinde sürgün edilmesi kafidir. Bunun iki sebebi var; birincisi Boynuyaralı Mehmet Paşa devlet içinde nüfusu fazla bir kimsedir. Devletin bu zorlu vaktinde onu idam etmemiz isyana sebep olup, yeniçeri ve ağalara malzeme çıkarabilir. Düşmanların eline bu vakitte koz vermemeliyiz. İkincisi; Boynuyaralı Mehmet Paşa doksan yaşında bir ihtiyardır, ak sakalına merhamet münasiptir. Bu yüzden yaşına hürmeten ona idam konusunda merhamet edip onu sürgünle cezalandırmanızı taleb ederim. Zira ona azledilmek, mal varlığına el konulması ve akabinde sürgün edilmesi hakkıyla yetecek bir cezadır.
IV. Mehmet – Paşa düşündüm de söylediklerin kulağa mantıklı geliyor. Peki onu nereye sürgün etmemiz lehimize olur?
Köprülü Mehmet Paşa – Hünkarım, Boynuyaralı Mehmet Paşa’yı Malkara’ya sürgün etmek münasip olacaktır. Zira orada nüfusundan pek kimse yoktur ve bu devletin lehine olacaktır.
IV. Mehmet – Arzun kabul edilmiştir. Bu görevi sana veriyorum lakin; azledildikten sonra sakın mal varlığına el koymakta taviz vermeyesin ve akabinde Malkara’ya sürgün edilsin.
Köprülü Mehmet Paşa – Emriniz başım üstüne Hünkarım, derhal harekete geçeceğim.

Böylece Boynuyaralı Mehmet Paşa sadrazamlıktan azledildi, akabinde bütün mal varlığına el konulup devlet hazinesine nakledildi. Çok geçmeden Yedikule’de mihnete mübtela ve zindanda habsolunduktan sonra Malkara’ya sürüldü. Köprülü kendisine onca düşmalığı reva görem birini idam edilmekten kurtarıyordu. Bu olay Köprülü’nün merhameti ve devletin selameti husundaki hassasiyeti onun hakkında bize ipuçları veriyor. DEVAM EDECEK....

KÖPRÜLÜ MEHMET PAŞA-1


ZOR YILLAR
Asırlar önce Bursa Söğüt-Domaniç’te 1299 yılında bir çadırda kurulan Osmanlı Devleti; Osman Gazi’nin attığı ilk tohumla beraber toprağa kök salmış, evliya ve alimlerin dualarıyla sulanmış, kendilerini yeryüzündeki en büyük dava olan İslam davasına adayan kahraman askerlerimizin destansı mücadeleleriyle kuvvet bulmuştu.
Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye;

Ey oğul, artık Bey’sin! Bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik bize hoşgörmek sana, anlaşmazlıklar bize, adalet sana, haksızlık bize, bağışlamak sana. Ey oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma ve insanı yaşat ki devlet yaşasın. Ey oğul, işin ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı. Allah yardımcın olsun.
.
öğüdünü  baş tacı eden devleti aliye; “insanı yaşat ki devlet yaşasın şuuruyla hareket etmiş, ekilen küçük fidan yeni fetihlerle koca bir çınar ağacına dönüşmüştü.
Osmanlı Devleti Fatih Sultan Mehmet devrinde zirveye ulaşmış, dünyanın bir numaralı devleti haline gelmişti. Fatih Sultan Mehmet’in bıraktığı zengin mirası zamanla Kanuni Sultan Süleyman devralmış, devletin sınırları dirayetli padişahların eliyle genişledikçe büyümüş, İslam davası yeryüzünün dört bir yanına ulaştırılmıştı.
Yıllar birbiri ardını kovalarken Osmanlı Devleti duraklama dönemine girmişti. Dördüncü Murat’ın otoriter rejimi padişahın genç yaşta ölmesiyle sona ermişti. Yerine geçen I.İbrahim döneminde devlet içinde büyük çatlaklar vuku bulmuştu. Devlet otoritesi bozulmuş, isyanlar baş göstermişti. Sinirleri iyice bozulan padişah I.İbrahim alınan bir fetva ile sarayı basılan isyancılarla önce hapsedilmiş daha sonra ise idam edilmişti.

Yerine daha çocuk yaşta başa geçirilen Dördüncü Mehmet sekiz yaşında tahta oturduğunda devletin hali içler acısıydı. Devlet otoritesi sarsılmıştı, her yerde isyanlar baş göstermişti.
 Sarayda hemen hemen bütün kuvvet Dördüncü Mehmet’in annesi Turhan Sultan’ın elindeydi. Sürekli olarak sadrazamlar değiştiriliyordu. Sofu Mehmet Paşalar,Ahmet Paşalar,Siyavuşlar, Gürcü Mehmet Paşalar,Tarhuncular, Derviş Mehmet Paşalar, İbşirler,Murat ve Süleyman Paşalar acayip ve garip tabiatları ve diyaretsiz icraatlarıyla “mühri şerif”i hemen birbiri arkasına  devir ve teslim ediyorlardı. Fakat bu devir ve teslimler, sade ve adi bir olay şeklinde kalmıyor, yeniçeriler isyan avazeleri, kan gölü ortasında bazen can pahasına vaki oluyordu.
İstanbul isyan fırtınalarına maruz kalmıştı. Bu isyanlara sebep devlet ricalinin teşviki, saray entrikaları, doymak bilmeyen, milli şerefi tanımayan kinler ve ihtiraslardı. Bu dönemin en önemli zorbası Bektaş Ağa idi.Yeni odalılar, hatta yeniçeri ağası hep bu zata bağımlıydı.Bektaş Ağa ve yardakçıları sadrazama da padişaha da nüfüslarını kabul ettiriyorlardı.Murat Paşa’nın halefi Melek Ahmet Paşa bunların her istediğini yerine getiriyorlardı.Rütbeler, makamlar,dirlikler ve paralar hep Bektaş Ağa taraftarları aracılığıyla dağıtılıyordu.
Osmanlı Devleti’nin en önemli kuvvetleri yeniçeriler ile sipahiler, saray ve Babiali erkânını haraca bağlıyorlardı. Devlet mali sıkıntı içindeydi. Hükümet, ağaların aç ve sefil ihtiraslarını doyurmak için teklifi artırıyor, milletin esnaf ve biçare güruhunu çaresizlik ve yoksulluk altında eziyordu. Halk bu elim hayattan bıkmış önlerine Şeyhülislamı katıyorlar, akın akın saray kapılarından giriyorlar genç padişaha hallerinden şikayet,aşağılık kişilerin baskısından feryat ediyorlardı.
Dördüncü Mehmet bu feryatları susturmak istiyor, fakat halk galeyana gelmiş:
-Padişah bir olur. Şimdi ise İstanbul’da beş padişah vardır. Zulüm ve baskılara takatimiz yoktur! Diye bağırıyorlardı. Milletin bu feryadı ancak geçici bir sonuç veriyordu.
Dördüncü Mehmet bütün eşkıyanın kırılmasını emretmişti. Bektaş Ağa ve yardakçıları birer birer öldürülüyor, devletin ıslahı çaresine sadrazam değişikliğine girişiliyordu. Lakin menfaatperest devlet adamlarının icraatları durmak bilmiyordu. Yeniçeriler ve sipahilerin istekleri bitmiyor, istedikleri verilmezse ortalığı kan gölüne çeviriyorlardı.
İstanbul bu vahşet ve ihtiras mücadeleleriyle çalkalandığı sırada Osmanlı Donanması Boğaz dışında yenilgiye uğruyordu. O derece ki düşman Bozcaada ile Limni’yi işgal ediyor, Sultan Mehmet vatanın düştüğü felaketlere karşı tesirsiz kalıyordu.
Hemen hemen sekiz seneye yakın bir zaman içinde on beş sadrazamın değiştirilmesi yüzünden iç yönetimde bir türlü sükunet sağlanamıyordu.
Devletin bu felaketli zamanında Osmanlılık onurunu koruyacak idrak sahibi bir dimağa, kavrayışlı bir zekaya gerek görülüyordu. Halk düşman saldırısına karşılık vermek istiyor, devlet hazinesinde hiçbir akçe bulunmaması bu arzuyu sonuçsuz bırakıyordu.
Hemen hemen herkes servetini saklamaya bakmış, halkın hakkını yağmalamakta önde gidenler şimdi hep bir köşeye saklanmıştı. Saray erkanı, iç kargaşa ve boğazlaşmalardan sonra dış felaketi Sultan için büyük bir tehlike olarak görüyorlardı. Artık bu cinayetlere son vermek, milletin onurunu olsun korumak zamanının geldiği anlaşılıyordu. Valide Turhan Sultan, Osmanlı tahtını tehdit eden fırtınaların ilk izlerini görmeye başlamıştı. Bu sebeple devletin bekası için iyi niyetli tavsiyeleri gözden geçiriyordu. Valide Turhan Sultan sarayda gizli bir toplantı tertip etti ve belirli kişileri toplantıya davet etti. Maksadı Osmanlı Devletini düştüğü elim durumdan kurtaracak yeni bir sadrazama ihtiyaç duyulmasıydı. Toplantı başladığında Turhan Sultan gelenlere şöyle bir göz gezdirdikten sonra derin iç çekerek konuşmaya başladı;
Valide Turhan Sultan: Ne dersiniz devletin bekası için bu içler acısı durumdan kurtulmak yolunda kimi sadrazamlığa layık görürsünüz?
Kasım Ağa: Devletlu Sultanım Köprülü Mehmet namında bir adam vardır ki dirayet ve zekasıyla devlete büyük hizmeti olacaktır, isyancıların kökünü kazıyacak güçte çetin ve metanetlidir. Hem dünya malında gözü yoktur vatanına ve milletine  pek sadıktır, verilen makamı kötü işlere alet edenlerden beridir.
Valide Turhan Sultan: Kasım Ağa Köprülü namındaki bu adamı bana etraflıca anlat kimdir nedir geçmişte hangi görevlerde bulunmuştur, anlat ki bilelim zira insan geçmişiyle bilinir ve tanınır.
Kasım Ağa: Devletlu Sultanım derhal size izah edeyim ta ki geçmişi zihninizde aydınlansın. Şöyle ki; Köprülü Mehmet Paşa Arnavutluk’un Berat Sancağına bağlı Rudnik(Ruznik) köyünde doğdu. Devşirilerek İstanbul’a getirildikten sonra Enderun’da yetişti ve matbah-ı amirede görevlendirildi. Dördüncü Murad zamanında Enderun’da büyük odalı oldu. Ardından Hazine-i Amire hademeleri arasında bulundu. Daha sonra Amasya’ya bağlı Köprü(Vezirköprü) kasabasına gidip orada evlendi. Burada bulunması ve eşinin Köprülü kasabasından olması sebebiyle  Köprülü olarak tanındı. Eskiden tanıştığı Hüsrev Paşa sadrazamlığa getirilince onun hazinedarı oldu. Hüsrev Paşa’nın katlinden sonra kısa bir müddet Amasya Sancak beyliği yaptı, ardından İstanbul’a döndü. Çeşitli voyvodalıklarda, inhisap ağalığında, Tophane nazırlığında, sipah ve silahdar ağalıklarında bulundu.Çorum Sancak beyi iken Bağdat seferine katıldı.Kemankeş Kara Mustafa Paşa’nın sadaretinde rikab-ı hümayun kapıcılar kethüdası ve mirahur oldu.Peşine yeniden Amasya sancak beyliğine getirildi.Bu sıralarda veziriazam olan Sultanzade Mehmet Paşa tarafından vezirlik verilerek Trabzon valiliğine tayin edildi.Şam müsellimi oldu. Varvar Ali Paşa’nın isyanı üzerine Karaman beylerbeyi olarak isyanı bastırmakla görevlendirildi. Çankırı yöresinde Ali Paşayla çarpıştı ancak esir düştü. Bu sırada kuvvetleriyle yetişen İpşir Mustafa Paşa tarafından kurtarıldı. Ertesi yıl Celali Katırcıoğlu Mehmed’e karşı gönderildiyse de onu af dilemeye razı edip savaşı önlemiştir.
Valide Turhan Sultan: Hımm demek öyle. Kasım Ağa verdiğin bilgiler çok mühimdir. Köprülü hakkında sen ne düşünürsün Süleyman Paşa?
Süleyman Paşa: Devletlû Sultanım Kasım Ağanın sözüne kulak asmayınız. Köprülü Mehmet Paşa her vardığı yerde hüsn-i sülük edemeyip kavga ile azl olunan müflis âdemin biridir. Onu getirtip işe koymaya istidad kesb edecek kadar levazımı görülmeye harçlık vermeli. Biz  şimdi  iyd  hedayası tedarikine şu kadar mala muhtacız. Bana sevk edersen şöyle âdemleri sevk eyle ki, kendülerden ucaleten bir miktar nukud imdadı mutasavver ola. Böyle teng vakitte akd u tedbir ve kuru söz laklakası ne işimize yarar.
Kasım Ağa: Süleyman Paşa yanlış düşünürsün, Köprülü Mehmet Paşa benim yakın dostumdur onu senden iyi tanırım, bulunduğu yere adalet götüren bir adamdır ve menfaatperest dalkavuklara karşı hiddetli ve tavizsiz olduğundan bazı çevrelerce sevilmemiştir. Toplumun huzuru ve devletin bekası için Köprülü Mehmet Paşa gibi mert ve cesur, vatansever ve olgun adam sadrazamlığa pek layıkdır. Hem otoritesi ve yönetim tarzı ile nam salmıştır. Padişahımızla halk arasında büyük bir köprü inşa edecektir ve orduyu padişahın dizgininde tutacak güçtedir.
Valide Turhan Sultan: Sen ne dersin Ahmet Paşa?
Ahmet Paşa: Devletlû Sultanım Kasım Ağa doğru söyler. Köprülü Mehmet Paşa’nın dirayet ve sadakatini ve geçmiş yıllardaki hizmetinden haberdarım. Kendisi bu elim zamanda tez sadrazam olursa hizmetiyle devleti ihya edecek güçte sabırlı ve hamiyetli biridir. Halkın ileri gelenlerine ne zamandır sorup soruşturuyorum hepsi de Köprülü hakkında hayırlı konuşurlar. Yaşı seksene dayanmış bu olgun adam geçmiş sadrazamlardan üstün meziyetlere sahiptir, en önemlisi de şahsi menfaati için makamını satmayacak denli izzetli biridir.
Valide Turhan Sultan: Söylediklerinizi harfiyen dinledim. Köprülü Mehmet Paşa hakkında son kararımı daha sonra vereceğim. Bu konuyu şimdilik askıya alalım.
Bu mühim toplantı sonrasında konuşulanlar dilden dile dolaşıp durdu. O zamanın sadaret makamında bulunan Boynuyaralı Mehmet Paşa’nın adamları Köprülü Mehmet Paşa’nın sadrazamlık makamına getirileceği dedikodularını derhal Boynuyaralı Mehmet Paşaya ilettiler. Boynuyaralı Mehmet Paşa’nın yapılan bu gizli toplantıdan haberi yoktu. Yerine Köprülü Mehmet Paşanın getirilebileceği haberi kendisine iletildiğinde küplere bindi. Zira makamı sallantıdaydı ve devletin kendisine verdiği görevlerdeki suçları ortaya çıkabilirdi. Zira Düşman kuvvetleri boğaza yanaşmış, adalara göz dikmişti. Kendisi Limni ve Bozcaada sularına dayanan düşman ordusunu def etmek yerine kale surlarını yükselmiş düşman haberinin kale dışına çıkmasını kendince önlemişti. Boynuyaralı Mehmet Paşa’nın azli makamından çok işlediği hataların bedeli olarak idamına sebeb olabilirdi. Bu gibi düşünceler arı gibi başına üşüştüğü bir vakitte derhal Köprülü Mehmet Paşa ortadan kaldırılmalı buna imkan bulunamazsa hiç yoksa İstanbul’dan uzaklaştırılmalıydı. Bu amaçla o gece konağında gizli bir toplantı düzenledi. En yakın adamlarını konağına davet etti. Konak etrafına bekçiler dikildi ve etraf ablukaya alındı. Toplantı süresince kimse içeri alınmayacaktı.
Derken Boynuyaralı  Mehmet Paşa’nın adamları Kazım Ağa, Lütfi Paşa, Ragıp Ağa ve adamları konakta yerlerini aldılar:
Boynuyaralı  Mehmet Paşa: Sizi neden apar topar neden topladım şimdi merak edersiniz. Ağalar vaziyet kötüdür zira işittim ki Valide Turhan Sultan bizden gizli bir toplantı etmiş ve toplantıda isimlerimiz azledilecekler listesine girmiştir, Sadaret makamına Köprülü namında yaşı seksene dayanmış bir ihtiyarı getireceklermiş, bu adam işittim ki yeniçeri ve sipahilerin ileri gelenlerine düşman imiş ve ağaların saltanatına darbe indirecekmiş, ağaların yanında bu yüzden barınamaz arı kovanına çomak sokup dururmuş. Girdiğin yerlerde en küçük devlet suçunda idam fermanından yana tavır alan bu adam(Köprülü Mehmet Paşa) sadrazam olursa biliniz ki bu bizim ölüm fermanımız olur. Zira Düşman ordusu boğaza dayanmıştır ve işlediğimiz hatalar ayyuka çıkarsa alayımız dar ağacını boylar bilesiniz.
Kazım Ağa: Ağam sen neler dersin vay bizim başımıza gelenler. Şimdi biz ne edecez onca derdimizin arasında birde bu Köprülü belası çıktı.
Lütfi Paşa: Ağalar bir durun hele telaş etmeyiniz. Yaşı seksene dayanmış bu çürük ihtiyarı defetmenin çaresi bulunur. Söyleyin bakalım Köprülü Mehmet Paşa nerededir?
Ragıp Ağa: Ben bugün işittim ki Amasya Sancağına Bağlı Köprü kasabasında ikamet edermiş ancak bir aydır İstanbul’da bulunur, Kasım Ağa’nın misafiri imiş.
Boynuyaralı Mehmet Paşa: Eee anlat Ragıp Ağa İstanbul’da ne gezermiş Kasım Ağa’yla ne gibi bir bağı var ki bilirsin Valide Turhan Sultan Kasım Ağa’yı el üstünde tutar.
Ragıp Ağa: Paşam Köprülü Mehmet Paşa Kasım Ağa’nın yakın dostudur. Yıllardır görüşürlermiş, Köprülüyü İstanbul’a çağıran Kasım Ağa’dır.Sana bugün ilettiğim gibi Valide Turhan Sultana sadrazamlık için ısrarla Köprülü Mehmet Paşa’yı tavsiye eden Kasım Ağadır.
Boynuyaralı Mehmet Paşa: Demek öyle. Bu köprülü belasını başımızdan nasıl defedeceğiz onu söyleyin bana şimdi.
Lütfi Paşa: Paşam ben de bugün işittim ki Köprülü Mehmet Paşa maddi açıdan çok zor durumdadır. Ailesi de Köprü kasabasında yoksulluk çekmektedir. Ben derim ki sen bir kaç kese altın verip bir adam yollayıp Köprülü’ye el altından rüşvet verip İstanbul’a göndersen bu adamı def ederiz zira ailesi Köprülü’den destek bekler.
Boynuyaralı Mehmet Paşa: Hay aklınla bin yaşa Lütfi paşa. Bana da pek mantıklı geldi. Daha önceki rakiplerimizi el altından rüşvetle az def etmedik.
Kazım Ağa: Ben de aynı fikirdeyim. Fazla vakit kaybetmeyelim yoksa bu gidişle başımıza sadrazam olur da kökümüzü kazır.
Boynuyaralı Mehmet Paşa: Lütfi Paşa bu işi yapsa yapsa en iyi sen becerirsin zira ağzın iyi laf yapar. Ben sana şimdi altın keseleri vereceğim sen gidip benim adıma Köprülü Mehmet Paşa paraları verirsin amma İstanbul’dan gideceğine emin olmadan keseleri verme sakın.
Lütfi Paşa: Paşam anladım yaparım yapmasına da ya işler ters giderde rüşveti kabul etmezse o zaman ne yapacağız?
Kazım Ağa: Evet O vakit ne edeceğiz ya adam rüşveti kabul edip İstanbul’u terk etmezse?
Boynuyaralı Mehmet Paşa: O vakit peşine hafiyelerimizden birini takarız tenha bir yerde gırtlağına yapışırız. Lütfi Paşa eğer söz dinlemezse iyice tembihle ve bilsin ki İstanbul’dan def olup gitmezse ona İstanbul’u dar ederiz biline.
Lütfi Paşa: Emrin Olur Paşam sen merak etme bu işi bitmiş say.
Böylece kirli plan ve tuzaklarını kurdular. Ne yapıp edip Köprülü’yü İstanbul’dan uzaklaştıracaklardı. Rüşveti kabul etmezse canına kast etmeyi bile göze almışlardı.
Bu kirli toplantıdan bir gün sonra Lütfi Paşa elinde altın keselerle birlikte Köprülü Mehmet Paşa’yı aramaya koyuldu. Koca İstanbul’da her köşede bir adamı ve çevresi olduğundan çok geçmeden Köprülü Mehmet Paşayı bir kahvehanede oturur halde buldu. Yanına yaklaştı ve selam verdi:
Lütfi Paşa: Selamün aleyküm Paşam.
Köprülü Mehmet Paşa: Ve Aleyküm Selam, Buyur
Lütfi Paşa: Efendim bendeniz Lütfi Paşa ne zamandır sizi arıyorum, sizlere Sadrazam Boynuyaralı Mehmet Paşa’nın selamını getirdim. Duyduk ki İstanbul’a teşrif etmişsiniz devletimize yaptığınız hizmetler malumdur, sizi ağırlamak isterdik lakin geç haberimiz oldu.
Köprülü Mehmet Paşa: Aleyküm Selam. Ziyanı yok ben böyle daha rahatım. Asıl muradın nedir söyle elçiye zeval olmaz.
Lütfi Paşa: Duyduk ki son zamanlarda maddi açıdan zor günler yaşıyormuşsunuz, Boynuyaralı Mehmet Paşa bunu duyunca çok üzüldü ve dedi ki böylesi kahraman bir zatın zor gününde yanında olmalıyız. Sadrazamlık makamı devlete hizmet eden bu gibi zatlara kol kanat germeli. Bu yüzden selamının yanında bu keseleri zatı şahanelerinize lütfetti.Ta ki Köprü kasabasına derhal emin ellerde dönüp ailene destek olasın ve huzur içinde memleketine dönesin.İstanbul sana göre değil bir an önce İstanbul’u terk etsen senin için hayırlı olur.
Köprülü Mehmet Paşa: Bre melun sen neler dersin bu ne cüret! Siz beni rüşvete doymayan o köpeklerden biri mi sanırsınız. O paşana söyle ki (altın keselerini işaret ederek) alsın bunları o dalkavuk avanesine dağıtıp köpeklerini bir bir doyursun. Sizin niyetinizi bellidir, anladım ki beni İstanbul’dan def etmek istersiniz.
  Lütfi Paşa: Paşam haşa derdimiz sana yardım etmektir. Boynuyaralı Mehmet Paşa hakkında böyle saygısızca nasıl konuşursun o ki bu devletin kıymetli sadrazamıdır. Sadrazamımıza hakaret devleti aliyeye hakaret demektir. Haddinizi biliniz. Yoksa benden günah gider.
Köprülü Mehmet Paşa: Elinizden geleni ardınıza koymayınız. Benden size satılık köpek olmaz biliniz.
Lütfi Paşa: Demek öyle bunu sen istedin, o zaman anlayacağın dilden konuşayım: Sana iki gün mühlet iki gün içinde ya İstanbul’u terk edersin ya da İstanbul’u sana dar ederiz.
Köprülü Mehmet Paşa: Heyhat Sizden korkan sizin gibi olsun devletin başına ne gelirse sizin gibi zehirli sarmaşıklar yüzünden geliyor. Sizden korkmuyorum alayınız gelsin. Rabbimden başka kimseden korkum yoktur.
Böylece Boynuyaralı Mehmet Paşa ve adamlarının tuzağı akim kalmıştı. Sırada Köprülü Mehmet Paşa’ya suikast hazırlığı vardı. Lütfi Paşa Boynuyaralı  Mehmet Paşadan aldığı emirle birkaç kiralık katili ceplerine altın kese sıkıştırarak Köprülü Mehmet Paşa’nın üzerine saldılar. Yağmurlu bir gecede Köprülü Mehmet Paşa tenha bir sokaktan geçerken kiralık katiller Köprülünün üzerine çullandılar, büyük bir boğuşma oldu. İki yerinden Köprülü Mehmet Paşayı bıçaklayarak yaraladılar. Kasım Ağa oradan geçerken yetişmeseydi Köprülü Mehmet Paşa’yı öldüreceklerdi. Kasım Ağa yanında iki adamı kiralık katillerin üzerine saldırdı, boğuşmanın ardından katiller sokak aralarında koşarak uzaklaştılar. Köprülü Mehmet Paşa’yı Kasım Ağa’nın evine taşıdılar,  bir hekim çağırıp yaralarını sardılar. Bıçak yaralarından birisi derin idi ve kan kaybediyordu hekim kanı durdurup yaralarını sardıktan sonra iyileşene dek yatağından kalkmamasını bol bol istirahat etmesini aksi takdirde sağlığında büyük tehlikeler baş göstereceğini söyledi.O karanlık gecede kirli eller Osmanlıyı duraklama devrinden yükseliş devrine taşıyan koca çınarı devirebilirdi. Ancak kader bu kirli oyunu akim bıraktı.
Köprülü o sabah hasta yatağında buğulu gözlerini tavana dikmiş acıyla kıvranırken komşu camiden sabah ezanı okunmaya başladı. Kulaklarında duyduğu bu ilahi çağrı ruhunda hissettiği duygulara tercüman oluyordu. Gözyaşlarını tutamıyordu, ezanın o ruhu okşayan, kalbi yumuşatan, insana kulluğunu, acziyetini hatırlatan billur sesi yaşadığı acılara merhem oluyordu. Köprülü hissettiği manevi duyguların tesiriyle ellerini açtı, Rabbine şöyle yakardı; Ey kimsesizlerin kimsesi, ey sinelerin özünü hakkıyla bilen, ey mazlumların ahını yerde bırakmayan, ey sonsuz ilmi ve kudretiyle kainatı kuşatan Yüce Allah’ım senden başka ilah yoktur, birsin teksin haksın, her türlü noksan sıfatlardan münezzehsin. Yerde ve gökte kudretin her şeyi kuşatmışken senden ne gizli kalabilir ki, sana sığınıyorum rabbim, senden dileniyorum ben ki aciz,  günahkar bir kulunum, dergahında sana sığınan hangi kul derdine derman bulamamış, sen ki bütün dertlere derman olan yüce Rabbimizsin. Zalimler güruhuna karşı bana yardım eyle, zalimlerin tuzaklarına fırsat verme ne olur yalvarırım sana günahlarımı affet ve beni dergahından boş çevirme. Sen bana kapını kapatırsan ben helak olurum, sen ki bana rahmet kanadını açarsan bütün dünya bir araya gelse bana bir şey yapamazlar. Ey yüce Allah’ım en sevdiğin kulun ve peygamberin o temiz pak Muhammed’in(s.a.v) hürmetine bana yardım et.Köprülü Mehmet Paşa ellerini yüzüne kapadığında kendini bütün acılarından sıyrılmış, huzurlu hissediyordu.Derken Kasım Ağa sabah namazını eda etmek için kalkmış, elinde bir ibrik ve leğen ile Köprülü’nün odasına girdi. Saygıyla selam verdikten sonra ekledi;
-Paşam nasılsınız
-Hamdolsun Kasım iyiyim.
-Sabah ezanı okundu, ben size abdest suyu getirdim, izin verirseniz size yatağınızda abdestinizi aldırayım.
-Kasım Allah senden razı olsun, Rabbim seni vesile etti de beni kurtardı. Eskiden olduğu gibi bu zor günümde de yanımdasın hakkını helal et.
-Helal olsun paşam Allah senden de razı olsun, asıl sen benim ömrüm boyu yol arkadaşım, dert ortağım oldun ve beni nice dertten ve elemden kurtardın onların yanında benim yaptıklarım bir şey değil.
- Estağfirullah, Sağolasın Kasım haydi abdestimizi alalım.
Kasım Ağa Köprülüye hasta yatağında abdestini aldırdı. Köprülü o sabah namazını yatağında kıldı.
Günler birbirini kovaladı. Köprülü Mehmet Paşa bu suikast girişimden sonra İstanbul’u terk edip Köprülü kasabasına dönmek zorunda kaldı. Bunda Kasım Ağa’nın ısrarı etkili oldu, geçici bir süre İstanbul’dan uzak kalmasında fayda faydı zira Boynuyaralı Mehmet Paşa’nın adamları Mehmet Paşayı öldürmek için fırsat kolluyordu.
Köprülü Mehmet Paşa şimdi memleketinde Vezirköprü’süne kavuşmuştu. Memleketinde ailesine kavuşup hasret giderdikten sonra geçimini çiftçilik ve Değirmencilik yaparak sağlıyordu. Kimseye minnet etmeden alnının teriyle ekmeğini kazanıyordu. İsteseydi geçmişte devlete ettiği hizmetler ve çevresini kullanarak çok daha rahat ve lüks bir hayat sürebilirdi ancak bu onun izzetine ve karakterine tersti.
Köprülü Mehmet Paşa kendisini kuvvetli hissetmeye başladığı vakit Merzifon’a gidip hem ticaret elde etmek hem de Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’yı  ziyaret etmek üzere yola çıktı. Kara Mustafa Paşa Köprülü Mehmet Paşa’nın damadıydı. Kızını Mustafa Paşayla evlendirdikten sonra aralarındaki bağ kat kat artmıştı. Kızını görmeyeli uzun zaman olmuştu böylece kızıyla ve torunuyla hasret giderecekti. Merzifon’a vardığı vakit Kara Mustafa Paşa ve karısı yüzünde tebessüm kollarını açmış onu karşılıyordu. Birlikte sarılıp hasret giderdiler. Kara Mustafa Paşa Köprülü Mehmet Paşanın İstanbul’da yaşadığı kötü hadiselerden haberdardı. Yaşanan kötü hadiselerden kurtulmasına sevinmiş ancak ona yapılan bunca zulmün ardındaki sorumluların cezasız kalmasını hazmedemiyordu. Köprülü Mehmet Paşa bir haftadır Kara Mustafa Paşanın misafiri olarak Merzifon’daki tarihi ahşap konakta kalırken, İstanbul’da isyan çanları çalıyor, menfaatperest devlet adamları devleti sürekli baskı altında tutuyordu. Orduyu oluşturan yeniçeri ve sipahilerin ileri gelenleri doyumsuz isteklerine bir yenisini ekliyorlardı. İstekleri yerine getirilmezse ortalığı kan gölüne çeviriyorlar, fitnelerine bir yenisini ekliyorlardı. Osmanlı Devleti ağaların ve celali isyanlarının baskısı ve yıkıcı etkisi altında kıvranıyordu. Vaziyetin bu denli kötü olması sebebiyle Valide Turhan Sultan ve Dördüncü Mehmet devletin bu kötü gidişine dur demek amacıyla görüş almak adına Osmanlı Devletindeki sancaklara birer ferman gönderdiler. Fermanda devletin bekası ve selameti için neler yapılması gereklidir? Ne gibi ıslahat ve değişiklikler imparatorluğun yararına olur? vb sorular yer almaktaydı. Ferman sonucunda gelen fikirler değerlendirilecek ve beğenilen fikir sahipleri ödüllendirilecekti. İşte bu fermanlardan biri de Merzifonlu Kara Mustafa Paşaya ulaştı. Köprülü Mehmet Paşayla sabahlara kadar devletin selameti üzerine fikir alışverişi yaptılar. Kara Mustafa Paşa Köprülü Mehmet Paşanın fikirlerini maddeler halinde yazıp mühürleyip İstanbul’a gönderdi.
Devleti aliye fermana gelen cevapları teker teker inceliyorlardı. Vezirler içlerinde en çok beğendikleri hükümleri Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın zarfında buldular. Valide Turhan Sultan yaptığı toplantıda devletin selameti için yapılması gereken hükümleri Kasım Ağaya okuttuğu vakit:
 Kasım Ağa: Devletlu Sultanım bu fikirler Kara Mustafa Paşaya ait değildir. Köprülü Mehmet Paşaya aittir. İstanbul’dan  ayrılmadan önce bana yazdırdığı maddelerle bu okuduklarımız aynıdır. Lakin Köprülü Mehmet Paşa kendisini pek nazara vermeyen alçakgönüllü birisidir. Köprülü Mehmet Paşa şuan Merzifon’da  Kara Mustafa Paşanın misafiridir. İzin verirseniz Köprülü Mehmet Paşayı İstanbul’a getirteyim ta ki devlete hakkıyla hizmet etsin.
Valide Turhan Sultan: Kasım Uzun zamandır düşünür dururum; karar verdim ki Köprülü Mehmet Paşa sadrazamlığa pek layıktır. Derhal haber salınız Köprülü Mehmet Paşa tez huzuruma gelsin benimle konuştuktan sonra padişahımızdan mühri şerif almak üzere destur alsın.
Kasım Ağa: Pişman olmayacaksınız sultanım, göreceksiniz ki yakında başımızdaki kara bulutlar yok olup gidecek. Ben emriniz üzerine hemen Merzifon’a  haber salıyorum ta ki Köprülü tez huzurunuza gelsin.
Bu konuşmalardan sonra Merzifon’a haber salındı ve Köprülü Mehmet Paşa fermanla İstanbul’a çağrıldı. Köprülü Mehmet Paşa arada vasıtalık yapıp iyilik edenlere demiş ki;
-“Valide sultan efendimizin huzuruna tarafımızdan doğrudan doğruya arzolunacak birkaç husus vardır. Eğer o şartlara riayet etmeği taahhüd buyururlarsa ben dahi bu güç hizmetin yapılmasını üzerime alırım.”
  Köprülü Mehmet Paşa gelen emir üzerine İstanbul’a yola çıktı. İstanbul’a vardığında onu değerli dostu Kasım Ağa karşıladı. Yeniçeri ağasının değiştirildiği gün ikindiden sonra baltacılardan biri gelip Köprülü Mehmet Paşa’yı gizlice padişahın sarayında kızlarağası odasına, oradan kızlarağası önüne düşüp devletlu valide sultan hazretlerinin huzuruna getirdiler. 
 Artık bugün valide sultan, milletin kaderini idare edecek güvenilir ve saygın bir simaya devlet işlerini bırakacaktı. Turhan Sultan, valide dairesinin süslü bir odasına oturmuş, Köprülü’nün gelmesini bekliyordu. Bu oda sarayın arkasında geniş bir taşlığa bakıyordu. Odanın duvarları çiçekler ve çinilerle süslüydü. Duvarlarına yağlı boya tablolarla süslenmiş, pencerelerin üst kısımlarına takılan renkli ve yaldızlı camlar odaya kasvetli bir boşluk vermişti. Oda kırmızı ve göz alıcı renklerle boyanmış, yaldızların parlaklığı, sedef kakma dolapların zarafeti, odaya başka bir letafet vermişti. Valide Sultan dalgın bakışlarını etrafına gezdirdiği sırada idi ki, Köprülü Mehmet Paşa önünde kızlar ağası,yüksek ve beyaz başlığı, nurlu ve sevimli simasıyla içeriye girmiş, Turhan Sultan’ın önünde hürmet ve saygıyla yer öpmüş,iltifata mazhar olmuştu. Valide Sultan, devletin kaderi ellerine bırakılacak zata duygulu nazarlarla baktıktan sonra:
-Paşa! Hoşgeldin. deyu buyuruldukta,devletinin ve ömrünün uzamasına dua eder.Sonra:
-Şevketlu herkesin sığındığı padişah hazretleri size sadrazamlık mührünü ihsan buyurmak murad eder. Din ve devlete, istenilen hizmetin hakkından gelebilir misin?
 Köprülü Mehmet Paşa: Devletlu Sultanım din ve devlete canım fedadır. Saltanatı aliyyeden birkaç şartlar ile himmet ve lütuf buyurulursa inşaallahu taala padişahın devletinde her iş gerektiği gibi görülmek umulur,dedi.
 Valide Turhan Sultan-O şartlar nedir? buyurdular.
Köprülü Mehmet Paşa: Müsaade olunursa arzedeyim.
Valide Turhan Sultan: Her ne arzedersen müsaade olunur! Sözünü üç kere tekrar buyurdular. Köprülü Mehmet Paşa yiğitçe söze başlayıp:
-“Devletlu padişahım! Evvela huzuru hümayuna her ne telhis edersem icra olunup aksi yapılmaya. İkincisi en küçükten en büyüğe kadar mansıplar, memuriyetler ve rütbelerin verilmesi hususunda kati’yyen hiç bir taraftan tavsiye ve şefaatla bu kullarına ısrar buyurulmaya ki, padişahımın devletine en faydalı olan devlet adamlarını kullanmak kabil ola. Çünkü “El’afat tetevelledü mineş-şefaat”yani (afetler,şefaatlerden doğar)anlamınca,ihtilallerin sebebi, yerinde olmayan şefaatlardır.
Üçüncüsü, vezirlerden ve vükeladan birini, ya parasına rağbet ederek, yahut iyi itikadı yüzünden ortak yerine koyup, bu kullarının istiklali zedelenmeye..
Dördüncüsü, bu kulları hakkında arz sahibi olan münafıklara söz fırsatı verilmeye..Çünkü herkes, devletten hisse almak ister. Herkesi memnun etmek mümkün değildir. Bu yüzden sadrazamların hasedeileri ve düşmanları çok olur.Halkın hücumunu kesip, fesadı def’etmek içün kötüleme kapusunu kapamaktan başka çare yoktur.
Bu dört şarta riayet ile  müsaade buyurulursa Allah’ın yardımı ile ve duanızın berekatiyle sadrazamlık hizmetinin hakkından gelmek mümkündür.” deyip sözü bitirdi. Devletlu valide sultan hazretleri hak sözü kabul edip:
-Vallahülazim bu ricalarına müsaade olunur.
Sözünü üç kere tekrar buyurdular. Oradan yer öpüp çıkarak evine geldi.Ertesi gün ki zilkade ayının yirmi beşinci Cuma günü idi.(Köprülü 26 zilkaade 1066(15 eylül 1656) tarihinde sadrazam oldu.
Böylece Valide Turhan Sultandan alınan onay sonrasında  Köprülü Mehmet Paşa padişah huzuruna davet olunup Cuma namazında, Hatip minberde iken, sadrazamlık mührü kendine verildi.Ve evvelce bildirilmiş olan dört şartı padişah hazretleri bir bir ifade etti. O sırada padişah on beş yaşında bir delikanlı idi. Tahta oturduğun sekiz yaşında olan padişah yedi yıl içinde değiştirilen onca sadrazam sonunda sorunların düzelmemesinden müzdaripti.
Köprülü Osmanlı hakanının önünde saygılı vaziyet almış, genç padişahın sözlerini dinliyordu. Dördüncü Mehmed gür bir sesle:
-İşte, bu şartlara  riayet olunmak üzere seni müstakil olarak vezir eyledim. Göreyim seni, nice hizmet edersin! diye deyu padişahca hayır dua ile sevindirdiler. Köprülü Mehmet Paşa dahi ağlayıp inci tanesi gibi gözyaşları, nurlu sakalları üzerine dökülerek:
-Şevketlü,kerametlu padişahım! Hak taala ömrü devletinizi devamlı eyleye..Doğrulukla mübarek hizmetinizde kudretimi sarf ve uğrunda canımı feda ederim. Devletlü padişahımızın yüksek himmeti ve hayır duası berekatiyle Hak taala Tevfik ihsan eyleye!
deyu yer öpüp çıkıp sarayına geldi.O vakit müneccimbaşı bulunan, Köprülü’ye mührü şerifin verilmesi için o Cuma günü öğle üzeri vaktini seçmiş.Hak budur ki vakit seçmek böyle gerektir.O vaktin talihi ve ahkamından birkaç kelimeler ile yadigar olmak içün kendi tecrübeleri mecmuasından buraya nakil ve yazılması münasip görülmüştür.
“Sahi-i aşir-i utarid aşirde şerefinde ve Zühre dahi aşirde..Lakin muhterik istiklal üzere mutasarrıf olur.Sahib-i beyt-i a’da merihdir.Aşirde iken şua’altında hükmünde dest ve mala a’da ve hasedcilerin bazı mertebe zuhuru hatırı tekdir eder. Fakat ezilip galebe edemezler. Ve ikinci sehmülgaybde hazine-i amireyi tamir edüp pek çok para biriktirirler. Sehmüssaade beytürrecada sahibi şerefi Zühal aşirde ekseri hususta arzularına göre iş görüp mani ve mezahim istilamından asude olalar.Sehmüssaade hanesinin sahibi şerefi zuhaldir.Sehmüssaadeye gelince aralarında otuz derece var.Vezirlik müddetleri otuz sene olmak icap eder.Lakin talih sahibi müşteri sabi’de vebalinde ve ay sahibi beyt mevt aralarında altmış dört derecedir. Ve hem talihin ve talih sahibinin seyirleri dahi beş seneden sonra terbi-i nahse vardığı ve sahib-i beyt-i mevt kahırdan dahi o mahalden ikisine de nazar ve ittisali bu manayı müeyyed olmakla altmış dört ay geçince hastalık hücumu sebebiyle keşiş hükmünün eseri zuhur etmez ise sadrazamlık müddetleri uzamak mümkündür.” demiş.
(Hakikatta merkum müneccim bu seçmede ve bu ahkamda isabet eylemiştir. Ancak sadrazamlığı otuz seneye varmayıp beş sene geçince kutu’hükmü Allah’ın emri ile yerini bulup hastalanarak vefat etmiştir.Tarihçi Naima)
Köprülü Mehmet Paşa padişahtan mühri şerif alıp yeni sadrazam olduğunda  İstanbul’daki isyancıların liderleri başlarında patlayacak bombalardan habersiz entrikalarına devam ediyorlardı.
DEVAM EDECEK....

12 Temmuz 2017 Çarşamba

HİCRAN


yine sarmış ufuklarını kapkara bir duman
güfrana bürünmüş o hazin efkariyle titrer
yağmur kesiği dalgalardan fışkıran 
bulutlar yüzünden sayfalar yarım
bulutlar yüzünden bana olanlar 

andıkça ecramını çehremde her sabah
duydukca hicranını bir Itri çalar kulaklarımda
Neva Kar mevsimi olur sonbahar 
ne sen kalırsın ne ben kayboluruz sokaklarda

3 Temmuz 2017 Pazartesi

SATRANÇ TARİHİ-2



Aşağıdaki tablo dünya şampiyonlarını sunmaktadır:
Dünya Şampiyonları
Adı Soyadı
Dünya Şampiyonu Olduğu Yıllar
Wilhelm Steinitz
1886 - 1894
Emanuel Lasker
1894 - 1921
Jose Raul Capablanca
1921 - 1927
Alexander Alekhine
1927 - 1935,1937-1946
Max Euwe
1935 - 1937
Mikhail Botvinnik
1948 - 1957, 1958-1960,1961-1963
Vassily Smislov
1957 - 1958
Mikhail Tal
1960 - 1961
Tigran Petrosian
1963 - 1969
Boris Spassky
1969 - 1972
Robert Fischer
1972 - 1975
Anatoly Karpov
1975 - 1985, 1993 - 1999(FIDE)
Garry Kasparov
1985 - 1993
Garry Kasparov
1993 - 2000(ACP)
Alexander Khalifman
1999 - 2000(FIDE)
Vladimir Kramnik
2000 - 2006(Brain Game, Klasik)
Viswanathan Anand
2000 - 2002 (FIDE)
Ruslan Panamariov
2002 - 2004 (FIDE)
Rustam Kasımdzhanov
2004 - 2005 (FIDE)
Veselin Topalov
2005 - 2006 (FIDE)
Vladimir Kramnik
2006 - 2007
Viswanathan Anand
2007 - 2013
Magnus Carlsen
2013 - ...   












1998'den sonra iki ayrı dünya şampiyonluğu kabul edilmeye başlanmıştır. Biri FIDE'nin (Dünya Satranç Federasyonu) düzenlediği dünya birinciliği turnuvasını kazanan dünya şampiyonu, diğeri de Profesyonel Satranççılar Birliğinin dünya şampiyonu. 2001 yılında FIDE'nin dünya şampiyonu V. Anand'dır, Profesyonel Satranççılar Birliğinin dünya şampiyonu da V. Kramnik'tir. Bu durum 2006 yılında FIDE Dünya Şampiyonu V.Topalov ve Klasik Dünya Şampiyonu V.Kramnik arasında oynanan maçtan sonra sona ermiş ve iki dünya şampiyonluğu ünvanı birleştirilmiştir. Vladimir Kramnik, halen "Mutlak Dünya Şampiyonu" ünvanını taşımaktadır.
Dünya Satranç Şampiyonlarının hepsinin deha düzeyinde zekaları olduğu bilinmektedir. Bu dünya şampiyonlarından bazıları bilim ve matematik alanında da dünyanın önde gelen bilim adamlarından idiler. Emanuel Lasker matematikçi ve filozof idi. Dr. Max Euwe matematik doktorası sahibiydi ve matematik hocalığı yaptı. Mikhail Botvinnik mühendis ve daha sonra profesör olmuş, bilgisayar alanında çok değerli bilimsel çalışmalar yapmıştır.


 
http://www.tsf.org.tr/images/stories/2007_2008/candidate/DunyaSampOzelHaberler/steinitz.jpg
Wilhelm Steinitz (Dünya Şampiyonu : 1886 – 1894)
1836’da Prag’da doğdu. Paul Morphy ile birlikte konumsal satranç okulunun kurucusu olarak kabul edilir.
Viyana’da matematik okurken, o dönemde Avrupa satrancının başkenti olan bu kentte satrançla tanıştı. 1866’da Adolf Anderssen’i yendikten sonra dünyanın en iyi oyuncusu kabul edilmeye başlandı; ancak resmi dünya şampiyonluğu ünvanını alması için 20 yıl daha beklemesi gerekecekti. Dünya şampiyonluğu ünvanını Isidor Gunsberg ve Mikhail Chigorin’e karşı korudu. 1894’te genç Lasker’e kaybetti. Ömrününü kalan bölümünde ruhs sağlığı bozulan Stenitz, 1900’de New York’ta öldü.
Oyunla ilk tanıştığı dönemde “Romantik” olarak adlandırılan agresif oyun tarzını benimsediyse de daha sonra bu oyun stilini eleştirerek modern satrancın temellerini oluşturdu. Morphy ve onun koyduğu ilkeler konumsal satrancın prensipleri haline geldi. Oyunun nasıl oynanması gerektiğin ilişkin bilimsel bir şekilde ilkeler belirlemeyi hedefledi. Bu iki eğilimin ana fikri kombinezonlu saldırıların ancak defansın kusurlarıyla ortaya çıkmasından dolayı, savunmaya verilen önemin artmasıydı. Steinitz, savunurken konumun da geliştirilebileceğini göstermiştir. Ona göre konumun karakteri planın nasıl olacağını belirler. Bir konumda nasıl plan geliştirilmesi gerektiğini, bir tarafın konumdaki avantajlarını biriktirerek konumunu geliştirdikten sonra kombinezonlu saldırıların yapılabileceğini savunmuştur.  Açılış teorisine birçok katkıda bulunmuştur, İspanyol, Fransız, Viyana, İtalyan ve Petroff Açılışları'nda bazı varyantlar onun adıyla anılmaktadır. Onun ortaya koyduğu ilkeler yeniden yorumlanmışsa da kendisinden sonra gelen satranççılar da onun ilkelerinden yola çıkmışlardır.
http://www.tsf.org.tr/images/stories/2007_2008/candidate/DunyaSampOzelHaberler/lasker.jpg
 Emmanuel Lasker (Dünya Şampiyonu: 1894 - 1921)
Emmanuel Lasker, 1868’de o dönemde Prusya sınırları günümüzde ise Polonya sınırları içinde bulunan Brandenburg’da doğdu.
1894’Te Steinitz’i yenerek ikinci dünya şampiyonu oldu. Matematik alanında çalışmalarına yoğunlaşmak için 1897-1904 yılları arasında fazla oynamadı. Fazla oynamamsı eleştirilmesine neden olmuştur. 1907’de Frank Marshall’a, 1908’de Siegbert Tarrasch, 1910’da Carl Schlechter’e karşı (son oyunu kazanıp maçı berabere bitirerek), 1910’da ise David Janowski’ye karşı ünvanını korudu. Capablanca ile yapacağı maçın görüşmeleri 1912’de başladıysa da araya giren I. Dünya Savaşı maçın ertelenmesine yol açtı. 1921’de genç Kübalı’ya karşı maç kazanamadan ünvanını kaybetti.
Londra 1899, St.Petersburg 1896 ve 1914 gibi turnuvaların yanı sıra ünvanını kaybettikten sonra dönemin bütün iyi oyuncularını buluşturan New York 1924 (58 yaşındayken), kazandığı unutulmaz turnuvalardır.
27 yıl boyunca bu ünvanı taşıyarak en uzun süre ünvanını koruyan dünya şampiyonudur. Genellikle oyunu mantıksız gözükse de Lasker Lasker, satrancın psikolojik bir mücadele olduğuna dikkat çeken ilk Dünya Şampiyonu’dur. En iyi hamleyi değil rakibini en çok rahatsız edecek türde hamleleri seçmeye çalışırdı. Böylelikle rakibini, mantıksız gözüken oyunuyla şaşırtıp rakibi hata yaptıktan sonra o zaman bütün dünya şampiyonlarında görülen müthiş bir teknik beceriyle rakibin alt ederdi. Dördüncü Dünya Şampiyonu Alexander Alekhine, onun için, “ Satranç sanatının birçok fikri Lasker olmadan ortaya çıkamazdı: Lasker günümüzdeki ve gelecekteki bütün oyunculara örnek olmalıdır.”
Lasker matematikçi olmasının yanı sıra felsefeyle de uğraşırdı ve yazdığı tiyatro oyunları da vardır. Ayrıca Albert Einstein’ın yakın bir arkadaşıydı.





http://www.tsf.org.tr/images/stories/2007_2008/candidate/DunyaSampOzelHaberler/capablanca.jpg

Jose Raul Capablanca
(Dünya Şampiyonu: 1921-1927)
Satrancın ilk “harika çocuklarından” olan Capablanca 1888’de doğdu. Dört yaşında babasını izleyerek satranç öğrenen "Capa" ’nın yeteneği kendisini hemen gösterdi ve Havana Satranç Kulübü’nde yetişti. 1901’de 13 yaşındayken Juan Corzo’yu yenerek Küba Şampiyonu oldu. New York’te Columbia Üniversitesi’nde Kimya Bölümü’nde okumaya başlayısa da okulu bitirmedi ve satranca yoğunlaştı.
20 yaşında ABD Şampiyonu Marhsall’ı yendi. San Sabestian 1911 turnuvasına katıldı ve dünyanın en iyileri arasında yer alan Rubinstein, Tarrasch ve Schlechter gibi oyuncuların önünde turnuvayı kazandı. 1914’te St.Petersburg’da Lasker ile karşılaşma imkanı buldu. Turnuvayı önde götürüp Lasker’e de kazanmaya yaklaştıysa da turnuvayı kazanamadı. Bu turnuvadan sonra ilk defa kullanılan büyükusta ünvanı Rus Çarı II. Nikolai tarafından Lasker, Capablanca, Alekhine ve Tarrasch’a verildi. Lasker’i 1921’de hiç oyun kaybetmeden yenerek üçüncü dünya şampiyonu oldu. Capablanca, 1924’te New York’ta Lasker’in hemen arkasında ikinci, 1925’te Moskova’da da üçüncü oldu. Alekhine ile olan maçından hemen önce rakibinin 2.5 puan önünde New York 1927 Turnuvası’nı kazanarak rakibine gözdağı verdi.

Bu maç satranç tarihinin en unutulmaz mücadelelerinden birisidir. Vezir Gambiti’nin açılış olarak damgasını vurduğu maçta Capablanca öne geçtiyse de Alekhine daha sonra üstünlüğü ele geçirerek dünya şampiyonu oldu. Capablanca’yla rövanş maçı yapmayan Alekhine bu konuda çok eleştirilmiştir. Capablanca turnuvalarda oynamaya devam etti. Capablanca Nottingham 1936 turnuvasını Botvinnik ile eş puanla ve Euwe, Lasker, Capablanca, Alekhine gibi dünya şampiyonlarının yanı sıra Fine, Reshevsky ve Flohr gibi dünyaca ünlü oyuncuların da önünde kazandı. Yine de yeniden dünya şampiyonluğu maçı oynama fırsatını elde edemeden, 1942’de Manhattan Satranç Kulübü’nde kalp krizi geçirerek ertesi gün vefat etti.
Kübalı virtüöz en büyük dünya şampiyonlarından birisi ve gelmiş geçmiş en büyük yeteneklerden birisi olarak kabuk edilir. “Oyunu inanılmaz bir sanat gibidir. Basitlik ve aynı zamanda dahice bir derinliğin birleşmesi, gibidir” diyor Botvinnik onun oyun tarzı hakkında. Capablanca sade; fakat derin oyunuyla konumsal satranca birçok yeni katkıda bulunmuştur. Yazdığı kitaplar, metinlerin basitliği ve mantıksal yapısıyla birçok satranççıya rehber olmuştur. Türkçe’ye çevrilen “Satrancın Esasları” satrançta ilerlemek için ideal bir kitaptır.
http://www.tsf.org.tr/images/stories/2007_2008/candidate/DunyaSampOzelHaberler/alekhine.jpg
Alexander Alekhine (Dünya Şampiyonu 1927-1935 ve 1937-1947)
En heyecan verici dünya şampiyonlarından birisi olan Alekhine, agresif bir oyun tarzıyla, ev hazırlığı ve satranç teorisine yaptığı katkıları beraber düşünülmelidir. Alekhine'in kendi oyunlarını analiz ettiği kitapları satranç literatürünün en iyileri arasında gösterilmektedir.
Dördüncü dünya şampiyonu Alexander Alexandrovich Alekhine, 1892'de Moskova'da zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Satrancı annesinde öğrenen Alekhine, gençliğinde yazışmalı satranç da oynamıştır. Satranç gelişimi selefi Capablanca kadar hızlı olmayan Alekhine'in dünyaca ünlü oyuncuların arasına girişi 1914 St.Petersburg turnuvasında Lasker ve Capablanca'nın ardından üçüncü olmuştur. I.Dünya Savaşı ve Rus Devrimi onun da yaşamına yön vermiştir. Yeni kurulan Sovyetler Birliği'nde tercüman olarak çalıştıysa da Çarlık Rusyası'nın aristokrat sınıfından olan Alekhine, satranç oynama imkanının da azalması nedeniyle ülkeyi terk etti ve Fransa vatandaşlığına geçti. Bu dönemde yükselişi sürdü. New York 1924'te üçüncü, 1925 Baden-Baden turnuvasında birinci oldu.
1927 New York'ta ise ikinci olduktan sonra Capablanca'yı bu turnuvada geçemeye Alekhine'e falza şans verilmiyordu. Bununla birlikte o, Capablanca'yı yenerek dördüncü dünya şampiyonu oldu. O güne kadar hiç Capablanca'yı yenemeyen Alekhine maç sırasında 6 oyun kazanmayı başardı. Capablanca o dönemde Alekhine ile rövanş maçı yapmak için gerekli parayı topladıysa da 1929'daki Büyük Buhran'dan sonra sponsorlarını kaybetmiştir ve Alekhinede onunla bir daha ünvan maçı oynamamıştır. Alekhine, 1929 ve 1934'te Efim Bogoljubov ile iki kez oynamış ve iki maçı da kazanmıştır. Dünyanın farklı yerlerden simültane gösteriler yapmıştır. 1933'te Chicago'da 32 masaya karşı körleme simültane vermesi de bir dünya rekoruydu. San Remo 1930, Bled 1931 gibi turnuvaları kazandıysa da Alekhine satrançtan biraz uzaklaştı bu dönemde. 1935'te ise Max Euwe ile oynamayı kabul etti. Euwe ve Alekhine'in maçı Hollanda'nın Zandvoort kentinde başladı. Bu maçta ilk kez resmi olarak oyuncuların sekondantları vardı. Alekhine'e Landau, Euwe'ye ise Maroczy sekondantlık yapmıştır. Daha sonra Euwe ile oynayacağı maç için hazırlanmaya başlayan Alekhine, alkol sorununu çözmek için alkolü tamamen bıraktı ve Euwe ile 1937de oynadığı ikinci maçı bu sefer rahatça kazanarak ilk kez ikinci kez dünya şampiyonluğu ünvanını kazanan isim oldu. Ayrıca 1946'daki ölümüne kadar ünvanını koruduğu için dünya şampiyonu ünvanını taşırken vefat eden ilk şampiyondur. Bir sabah Portekiz'de bir otelde ölü bulunan Alekhine'in ölümü üzerine çeşitli iddialar bulunsa da ağırlık kazanan neden yuttuğu bir et parçasından dolayı boğulmasıdır.
http://www.tsf.org.tr/images/stories/2007_2008/candidate/DunyaSampOzelHaberler/euwe.jpg
Max Euwe (Dünya Şampiyonu: 1935-1937)
Machigielis (Max) Euwe 1901’de Hollanda’nın Amsterdam kenti yakınlarındaki Watergraafsmeer’de doğdu. Amsterdam Üniversitesi’nde matematik okudu ve 1924’te doktorasını tamamladı. Ayrıca 1929’da Thue-Mors adında bir dizi keşfetmiştir.
Euwe 1921-1952 yılları arasında katıldığı bütün Hollanda şampiyonluklarını kazandı.Ayrıca 1928’de 12/15 gibi bir performansla Lahey’deki Dünya Amatör Şampiyonası’nı kazandı. Diğer dünya şampiyonlarından farklı olarak birçok kuvvetli oyuncuyla karşılaştıysa da diğer şampiyonlar kadar aktif bir satranççı değildi. Yine de oyunun geliştirdi. 1934’te Zürih’te Alekhine’i yense de turnuvayı onun arkasından ikinci bitirdi.
1935’te Hollanda’da 13 farklı şehirde oynanan maçta Alekhine’i 15.5-14.5’la yenerek dünya şampiyonu oldu ve Hollanda’da satrancın yaygınlaşmasına büyük katkıda bulundu. Euwe’nin kazanması genellikle Alekhine’in alkol problemine bağlansa da Nottingham 1936 ve AVRO 1938’de performansıyla bir dünyaşampionu olduğunu gösterdi. En önemli rakiplerine diğer dünya şampiyonları kadar büyük üstünlük kuramadı ve 1937’deki maçı kaybetmekten kurtulamadı. AVRO 1938’de turnuvayı Alekhine’le birlikte üçüncülüğü paylaşarak bitirdi. Ayrıca turnuvanın düzenlenmesinde önemli katkıları oldu. 1946’da Alekhine’in ölümünden sonra dünya şampiyonu olması gerektiğini düşünse de, yeni dünya şampiyonunun belirlenmesi amacıyla düzenlenen Lahey/Moskova 1948’e 47 yaşındayken katıldı ve dünyanın en iyi beş oyuncusunun katıldığı turnuvada sonuncu olmaktan kurtulamadı. Ayrıca 1927-1962 yılları arasında sürekli Hollanda Milli Takımı ile olimpiyatlarda yer aldı.
1970-78 yılları arasında ise FIDE’nin başkanlığını yürüttü. Soğuk Savaş’ın gölgesinde, 1972’dek Spassky ve Fischer arasında oynanan Dünya Şampiyonluğu Maçı’nın düzenlenmesinde önemli rol oynadı. Başkan olduğu dönemde, dünyanın farklı bölgelerine seyahat etti ve bu sayede FIDE’ye birçok yeni üye kazandırdı. Ayrıca Satrançta Muhakeme isimli kitabı başta olmak üzere birçok satranç kitabı yazmıştır. 1981’de öldü.
Rasyonel ve mantıklı satranç stili onun ayırt edici özelliğiydi. Aynı zamanda oyunundaki pragmatizm ve stratejik planlarının yanı sıra aynı zamanda büyük bir taktik ustasıydı.

http://www.tsf.org.tr/images/stories/2007_2008/candidate/DunyaSampOzelHaberler/botvinnik.jpg
Mikhail Botvinnik (Dünya Şampiyonu: 1948-1957, 1958-1960, 1961-1963)
Mikhail Moiseyevich Botvinnik 1911’de günümüzde Finlandiya sınırları içerisinde bulunan Kuokkala’da dünyaya geldi. 12 yaşında başladığı satrançta hızlı ilerledi ve 14 yaşında bir simültanede Jose Raoul Capablanca’yı yendi. Leningrad’da yaşayan Botvinnik Sovyet Ustası olan antrenör Abram Model’in gözetiminde ilerlemeyi sürdürdü ve 1927’de ilk kez SSCB Şampiyonası’na katıldı. Botvinnik, bunu yapan en genç oyuncuydu ve Ulusal Usta ünvanını da bu turnuvada kazandı. 1930’da Leningrad Şampiyonası’nı 6.5/8 ile kazandı ve ertesi yıl da en yakın rakibi eski Sovyetler Birliği Şampiyonu Peter Romanovsky’nin 2.5 puan önünde kazandı.
Botvinnik’in satrançta yükselişi, Sovyetler Birliği’nin II. Dünya Savaşı öncesindeki atılım ve savaş sonrasında dünyanın en büyük satranç ülkesi olarak ortaya çıkışıyla paralellik gösterir. 1931’de Botvinnik, 13.5/17 ile ilk Sovyetler Birliği Şampiyonluğu’nu kazandı. Aynı yıl Lengingrad Politeknik Enstitüsü’nde Elektrik Mühendisliği’ni bitirdi ve doktoraya başladı. 1933’te kendi memleketi olan Leningrad’da yeniden Sovyetler Birliği Şampiyonu oldu. Mikhail Moiseyevich, toplam 6 Sovyetler Birliği Şampiyonluğu ünvanına sahiptir (diğerleri 1939, 1944, 1945 ve 1952’dedir). Bu alanda Mikhail Tal ile birlikte rekorun sahibidir. 1933’de dönemin en iyi oyuncularından birisi olan Salo Flohr’la bir maçta berabere kaldı. Moskova 1935’te Flohr’la birlikte, Lasker ve Capablanca’nın önünde birinciliği paylaştı. Nottingham 1936’da ise Euwe ve Alekhine’in önünde Capablanca ile birlikte birinci oldu. Bu birincilik, bir Sovyet ustasının ülkenin dışında kazandığı ilk turnuva olması açısından önemlidir. Ayrıca bu dönemden itibaren Sovyetler Birliği’nin dünya şampiyonu olmasındaki en önemli ümidi Botvinnik olmuştur.
1938’de gelmiş geçmiş en güçlü turnuvalardan birisi olarak gösterilen AVRO 1938’de, ki bu turnuvayı kazanan oyuncunun Alekhine ile unvan maçı yapması öngörülmüştü, Reuben Fine ve Paul Keres’in arıından üçüncü oldu. II. Dünya Savaşı’nda sonra ise her şey çok değişecekti. 1941’de Sovyetler Birliği Şampiyonluğu turnuvası’nda Keres’i (o dönem ülkedeki en önemli rakibi), Smyslov, Boleslavsky (Şah-Hint Açılışı’nın ilk teorisyenlerinden), Bonderavsky ve Lilienthal gib isimlerine önünde ünvanı kazandı. 1946’da, savaştan sonra dünyadaki önemli oyuncuları oluşturan ilk turnuva olan Groningen’de 14.5/19 ile birinci olarak dünya şampiyonu adayı olduğunu gösterdi. Ertesi yıl da yine güçlü Chigorin Memorial’i kazandı. 1948’de FIDE’nin davet üzerine Dünya Şampiyonluğu Turnuvası’nda yer alacak beş oyuncudan birisi oldu. Lahey’de ve Moskova’da düzenlenen turnuvayo 14.5/20 ile rahatça kazandı ve altıncı dünya şampiyonu oldu. Bu sistem Bronstein’ın iddiasına göre onun yarattığı bir sistemdi. Daha sonra dünya şampiyonlarının ünvanı kaybettikten sonraki ertesi yıl, dünya şampiyonluğu adaylar döngüsüne girmeden yeniden dünya şampiyonluğu maçı yapması hakkını veren rövanş sistemi sayesinde iki kısa aralık hariç 1948-1963 arasında Dünya Şampiyonu oldu.
Unvanını ilk kez rejime muhalif tavrıyla dışlanan David Bronstein ile oynadı ve bu maçta ünvanını korumayı başardı. Bronstein, son 2 partiye girerken tek oyunla öndeydi ve 23.partiyi kazaxnan Botvinnik berabere yaparak kurallara uygun olarak ünvanını korumayı başardı. Bronstein ile ilişkileri her zaman soğuk olmuştur; çünkü komünist rejimin destekçisi ve temsilcisi olan Botvinnik hem otoritelerden dolaylı destek görmüştür hem de Bronstein ve Keres gibi iki önemli ismin geri planda kalmasında önemli rol oynadığı iddia edilmiştir. Bununla birlikte Botvinnik hakkında yapılan bu ve benzeri iddiaları reddetmiştir. Satranç tarihçisi Taylor Kingston da Keres ve Botvinnik’in 1960’lardaki iyi ilişkilerine dikkat çekiyor ve kesin de bir kanıt olmadığından bu iddiaların doğru olmadığını yazıyor. Botvinnik, ikinci maçını Smsylov’la 3 yıllık yeni döngünün sonunda 1954’te oynamış ve yine beraberlikle ünvanını korumuştur. 1957’De ise Smsylov’a kaybetmesine rağmen, ertesi yılki rövanşta kazarak unvanını geri aldı.
1960’ta Tal’e kaybettikten sonra hem akademik alandaki çalışmalarını bırakıp hem de sağlığına dikkat ederek 1961’deki rövanş maçında Tal’i yenmeyi başardı. 1963’te Petrosian’a kaybettikten sonra FIDE rövanş hakkını kaldırdı ve aslında bu iki kez rövanş maçı kazanmış Botvinnik’in Dünya Şampiyonluğu turnuvalarına bir daha girmemesine neden oldu. 1946’da kendi düzenlediği sistemdeki bu büyük değişiklik aynı zamanda 1952’de tartışmalı bir şekilde takım arkadaşlarının oylarıyla Milli Takım’a alınmaması Botvinnik ile ilgili tartışmalı birçok konudan birkaçıdır.
Dünya Şampiyonluğu’nu kaybettikten sonra Botvinnik Leiden 1970’e kadar aralıklarla turnuvalarda oynadıysa da turnuva satrancından kopmadı.
20. yüzyılın ortalarından itibaren dünya satrancında hakim olan, Steinitz’in konumsal satranç teorisini dinamikleştiren ve daha kapsamlı hale getiren Sovyet Satranç Okulu’nun kurucusu olan Botvinnik derin stratejik fikirlerle beklenmedik taktik darbeleri birleştiren bir stile sahipti. “Patrik” lakaplı Botvinnik, gerek açılış gerek oyunortası gerekse oyunsonu teorisine önemli katkılarda bulunmuştur. Sistematik turnuva hazırlığına dikkat çekmesi de önemli bir özelliğidir. Satrançta sistemli çalışmanın ve ev hazırlığının önemini Alekhine de fark etmiştir; ancak Botvinnik bu çalışmalarını sistematikleştiren ilk dünya şampiyonudur. Çok disiplinli olmasıyla tanınan Botvinnik , direncini arttırabilmek için fiziksel antrenmanlar da yapıyordu. Bilimsel yaklaşımı ve sistematik oyunu bir makine gibi kusursuz ve acımasız olarak anlatılabilir, hatta Kasparov’un anlatımıyla Stalin Dönemi’ndeki Sovyetler Birliği’nin makine gibi işleyen acımasız ve soğuk düzenine benziyordu. Botvinnik, satranca bilgisayarın girmesinde de öncü isimlerden birisi olmuştur. Ayrıca kendi adıyla bir satranç okulu kurmuş ve bu okuldan başta Kasparov olmak üzere dünya şampiyonları, ünlü büyükustalar yetiştirmiştir. Ayrıca günümüzün en önemli antrenörlerinden birisi olan Mark Dvoretsky de bu okulda çalışmıştı.
Botvinnik, 5 Mayıs 1995'te (83 yaşında) hayatını kaybetmiştir.


















http://www.tsf.org.tr/images/stories/2007_2008/candidate/DunyaSampOzelHaberler/smyslov3.jpg
Vasily Smyslov (Dünya Şampiyonu: 1957-58)
Vasily Vasilyevich Smyslov, 1921’de Moskova’da doğdu. Smsylov’un babası birinci kategori civarında kuvvetli bir oyuncuydu. 17 yaşında Smyslov SSCB Gençler Şampiyonası’nı kazandı. Ertesi yıl Moskova Şampiyonası’nda da birinciliği paylaştı. 1940 yılındaki güçlü Sovyetler Birliği Şampiyonası’nda genç yaşına rağmen üçüncü olarak gelecek vaad ettiğini gösterdi.
Smyslov, 1940’ların sonlarından itibaren dünyanın en iyi oyuncularını arasına girmeye başladı. Groningen 1946’da da üçüncü oldu ve dünyanın en iyi oyuncuları arasında olduğunu gösterdi. Bu dönemde istikrarlı bir şekilde iyi sonuçlar alsa da hiç turnuva kazanamadı. 1948’deki Dünya Şampiyonuğu Turnuvası’nda ikinci oldu ve 1953 Zürih Adaylar Turnuvası’nı kazanarak Botvinnik’in rakibi oldu. Botvinnik ile berabere kaldı ve Botvinnik ünvanını korudu. Sonraki döngüde yine Amsterdam Adaylar Turnuvası’nı kazandı ve Borvinnik’i 12.5-9.5 yenerek Dünya Şampiyonu oldu. Ertesi yıl rövanşta ise 12.5-10.5 kaybederek ünvanını kaybetti. Daha sonra 1950’da aday olduysa da Bled’de dördüncü oldu. 1962’de oynamadı. 1964’te ise Amsterdam Interzonal’ine katılıp eş puanla birinci oldu ancak Adaylar Maçları’nda Efim Geller’e elendi. 1983’te ise Adaylar Finali’nde 62 yaşındayken kendisinden 42 yaş genç gelecğin dünya şampiyonu Garry Kasparov’a kaybetti. Ayrıca 1991’de Yaşlılar Dünya Şampiyonu da oldu.
Botvinnik’i büyük bir sürpriz yaparak yenmeyi başarmıştı. Sağlam ve sakin oyunuyla birlikte satranç tarihinin en büyük oyunsonu ustalarından birisi olarak kabul edilir. Ayrıca açılış teorisine de büyük katkıları olmuştur. Ayrıca Smsylov ünlü bir opera sanatçısıdır. Bariton şarkıcı olan Smsylov, 1950’de Moskova’daki ünlü Bolşoy Tiyatrosu’nun seçmelerini son anda geçememiştir ve bazı turnuvalarda piyanist olan Mark Taimanov ile birlikte resitaller sunmuştur. Oynadığı satranç da müziğin notaları gibi birbiriyle uyumlu ve akıcıdır.
Vasily Smyslov, 27 Mart 2010'da (89 yaşında) hayatını kaybetmiştir. 





http://www.tsf.org.tr/images/stories/2007_2008/candidate/DunyaSampOzelHaberler/tal_1960.jpg
Mikhail Tal (Dünya Şampiyonu:1960-61)
“Riga Sihirbazı” olarak da adlandırılan Tal, 1936’da bugünkü Letonya’nın başkenti Riga’da doğdu. Sekiz yaşındayken babasını izlerken satranç oynamayı öğrendi. Riga’daki Genç Öncüer Satranç Kulübü’ne katıldı ve Alexander Koblenz gözetiminde çalıştı. 1952’de hocasının önünde turnuvayı kazandı. Ertesi yıl Sovyet Ustası ünvanını aldı. Tal, Riga Üniversitesi Edebiyat Bölümü’nü bitirdi ve 1956’de SSCB Şampiyonası’nda eş puanla beşinci oldu.
Satranç tarihinin en popüler dünya şampiyonlarından birisidir. 1957’de Sovyetleri Birliği Şampiyonası’nı kazandıktan sonra müthiş bir hızla yükselerek üç yıl içinde Botvinnik’i yenerek dünya şampiyonu olmayı başardı. Tal, aynı zamanda Sovyetler Birliği Şampiyonası'nı 6 kez kazanmıştır ve Botvinnik ile beraber bu prestijli turnuvayı en çok kazanan satranççıdır.
Tal’in 1957-60 yıllarındaki formunu bir daha yakalayamamasında bir önemli neden de geçirdiği kronik böbrek rahatsızlığıdır. Bununa birlikte dünyanın en iyi oyuncularından birisi olmaya devam etmiştir. Tal 1988’de ayrıca ilk resmi olmayan Dünya Blitz Şampiyonu’dur. Botvinnik’e kaybettikten sonra oyun stilini biraz değiştirip daha konumsal oynamaya başladı. 1979 Montreal gibi unutulmaz turnuva zaferlerine imza attı.
Oyun stili Alekhine’e benzer bir şekilde ultra-agresif olarak kabul edilebilir. Karışık konumlarda rekor denebilecek sürelerde doğru şekilde varyantları hesaplayabiliyordu ve bu riskli oyun tarzı dünya şampiyonu olana kadar olan dönemde onu çağdaşlarından ayıran özelliğiydi. Rakibini masa başında, kısıtlı bir süre zarfında baş edemeyeceği komplikasyonlara sürüklemeye çalışıyordu. Bu anlamda psikolojik satranca ve rakibe göre zorluk çıkarmaya önem veren Lasker’in de bir takipçisiydi. Böbrek rahatsızlığı olan Tal, hayatının son partisinde Vladimir Akopian’ı yendikten hemen sonra hastanede yaşama gözlerini yummuştur.







http://www.tsf.org.tr/images/stories/2007_2008/candidate/DunyaSampOzelHaberler/petrosian.jpg
Tigran Petrosian (Dünya Şampiyonu: 1963-1969)
Tigran Vartanovich Petrosian 1929’da Tiflis’te doğdu. Burada sekiz yaşında satranca başlayan Petrosian, 1949,’da Moskova’ya taşındı ve daha çok turnuvaya katılma olanağı elde etti. 1952’de hem büyükusta hem de Sovyet Büyükustası ünvanlarını elde etti. 1953’te Zürih Interzonal’inde beşinci, Amsterdam 1956’da eş puanla üçüncü, Bled 1959’da üçücü oldu. Curaçao 1962 Adaylar Turnuvası'nı kazandıktan sonra Botvinnik’in rakibi oldu. Sabırlı ve pasif gözüken oyunuyla Botvinnik’i alt etmeyi başardı. Bu döngü boyunca ünvan maçına kadar tek bir oyun bile kaybetmemiştir. 1966’da Spassky’e karşı 12.5-11.5 kazanarak ünvanını korumuştur. Erivan Devlet Üniversitesi’nde Satranç Mantığı başlıklı teziyle master programını tamamlamıştır. 1969’da ise Spassky’e 12.5-10.5 kaybetti. 1971’de Buenos Aires’teki Adaylar Finali’nde Petrosian, o dönem kimsenin durdurmadığı Fischer’e karşı oyun kazanarak iyi başladıysa da sonradan maçı kaybetti. 1977’de ilişkilerinin çok kötü olduğu ve henüz Sovyetler Birliği’nden kaçmış olan Viktor Korchnoi’a yenilince Rusya’nın en önemli satranç dergisi 64’ün editörlüğünden de kovuldu. 1979’da Talinn’de yenilgisiz bir şekilde Paul Keres Memorial Turnuvası’nı kazandı. Ayrıca Portisch ve Hübner ile birlikte aynı yıl Rio de Janeiro Interzonal’inde birinciliği paylaştı. Petrosian, 1984’te Moskova’da mide kanserinden öldü.
Dokuzuncu dünya şampiyonu, tüm dünya şampiyonlarının içinde yenilmesi en zor olanlardan birisiydi. Müthiş direnci, ve kramp gözüken konumlardaki manevra yeteneği ile birlikte sabırlı oyun tarzı onun en önemli özellikleridir. En az yenilen; ama kazanç oranı da biraz düşük olması nedeniyle az turnuva kazanan dünya şampiyonlarından birisidir. Petrosian Şah-Hint ve Vezir-Hint açılışlarında kendi adıyla anılan iki sisteme önemli katlılarda bulunmuştur. Nimzowitsch’in profilaksi yani tehlikeyi önceden sezip uygun önlemleri almak konusunda eşsiz bir önseziye sahipti. Petrosian, Ermenistan'daki satranç ekolünü derinden etkilemiştir ve ülkede bugün bile bir halk kahramanı gibidir.




http://www.tsf.org.tr/images/stories/2007_2008/candidate/DunyaSampOzelHaberler/spassky.jpg
Boris Spassky (Dünya Şampiyonu: 1969-1972)
Boris Vasilievich Spassky, 1937, Leningrad doğumludur. Satrancı beş yaşındayken öğrenmiştir. Botvinnik’ten beri Sovyet satrancının ilk harika çocuğu olmuştur. 1947’de 10 yaşındayken Botvinnik’i simültane gösteride yenmiştir. İlk antrenörü Vladimir Zak idi. Bu dönemde 1.kategoriye (yaklaşık 2250-2300 elo) 11 yaşındayken ulaştı ve 15 yaşında da Usta seviyesine geldi. 16 yaşında Bükreş’teki uluslar arası bir turnuvada çok başarılı oldu. 18 yaşında Belçika’nın Antwerp kentindeki Dünya Gençler Şampiyonası’nı kazandı ve büyükusta olarak o dönem için bir rekor kırdı. 1955’de Göteborg Interzonali’nden Amsterdam’daki Adaylar Turnuvası’na katılmaya hak kazandı; ancak burada iyi bir sonuç aldıysa da kendisinden beklentilerin yüksek olması genç yıldızda baskı yarattı. Satrancı bırakması gündeme geldi; ancak daha sonra saldıran oyun stiliyle bilinen Alexander Tolush yerine daha konumsal oynamayı tercih eden Igor Bonderavsky ile birlikte çalışmaya başladı ve 1961’de Bakü’de ilk SSCB Şampiyonlu unvanını kazandı. 1964’de Amsterdam Interzonal’inde eş puanla birinci oldu ve Adaylar Maçları’nda oynamaya hak kazandı. 1965’teki Adaylar Maçları’nda önce Keres’i konumsal bir şekilde daha sonra Geller ise mat ataklarıyla elemeyi başararak ne kadar evrensel bir oyunu olduğunu gösterdi. Adaylar Finali’nde ise Tal ile oynadı ve onu da geçerek dünya şampiyonu Petrosian’ın rakibi oldu. Petrosian’a karşı az farklı kaybettikten birkaç ay sonra içlerinde Fischer ve Petrosian’ın da bulunduğu Santa Monica 1966 turnuvasını kazandı. Spassky, bir sonraki döngüde de Geller, Larsen ve Korchnoi’u eleyerek Petrosian’ın karşısına yeniden çıktı. Bu sefer, maçı kazandı ve dünya şampiyonu oldu. 1972’de Fischer’e karşı Asrın Maçı’nı kaybetti. Soğuk Savaş’ın tansiyonunun yükseldiği yıllarda Sovyet ve Amerikalı büyükustaların karşılaşması medyanın büyük ilgisini çekti. Ayrıca, maçtan önce Fischer, Spassky’e daha önce hiç oyun kazanamamıştı. Spassky’nin sekondantı olan Geller’in de Fischer’e karşı oynadığı oyunlarda üstünlüğü bulunuyordu. Bununla birlikte Fischer, o dönemde çok formdaydı ve Spassky yenilmekten kurtulamadı. Dünya Şampiyonluğu’nu kaybettikten sonra 1973’te Sovyetler Birliği Şampiyonu oldu. 1974’te ise önce Bryne’ı elediyse de sonra o dönemde bir makine gibi oynayan genç Anatoly Karpov’a yenilmekten kurtulamadı. 1977’de Adaylar Finali’ne ulaştıysa da bu sefer de Viktor Korchnoi’a kaybetti. Bundan sonra 1980’lerine ortalarına kadar elit bir oyuncu olarak kaldıysa da bir daha Adaylar Finali’ne ulaşamadı. 1978’de Fransa vatandaşlığına geçti. 1992’de Yüzyılın Maçı’nın Rövanşı adıyla Fischer ile o zamanki adıyla Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da bir maç oynadı. Fischer dünya şampiyonu olduktan sonra ilk kez satranç oynuyorduı; ancak Fischer maçı yine kazandı.
Spassky, 2007 yılı başında 1960'lar ve 70'lerde dünyanın en iyi oyuncularında birisi olarak gösterilen, bir dönem de Türkiye'de antrenör olarak çalışan Lajos Portisch ile bir hızlı satranç maçı oynamış ve berabere kalmıştır.
Spassky, bir konumdaki varyantları detaylarıyla hesaplayabilmesi, müthiş tekniği ve tutarlı oyun tarzıyla Sovyet Satranç Okulu’nun en evrensel temsilcilerinden birisidir. Değişik konumları oynayabilen bir şampiyondu.
http://www.tsf.org.tr/images/stories/2007_2008/candidate/DunyaSampOzelHaberler/fischer.jpg
Robert James Fischer (Dünya Şampiyonu: 1972-1975)
Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyunculardan ve en büyük dünya şampiyonlarından birisi olarak kabul edilen Robert James Fischer, 1943 yılında Chicago’da doğdu. Fischer iki yaşındayken babası evden ayrıldığı için çocukluğu annesi ve ablasıyla geçti. Beş yaşındayken New York’a taşındılar. Altı yaşındayken ablasının aldığı takımda yer alan rehberden satrancın nasıl oynanacağını öğrendi. 7 yaşındayken, Brooklyn Satranç Kulübü’ne gitmeye başladı. Robert Bryne’ın da hocası olan John W.Collins ile birlikte çalıştılar. Ünlü şarkıcı ve aktör Barbra Streisand ile aynı liseye gitmiştir.
1956’da Amerika Gençler Şampiyonası’nı kazanmıştır. Aynı yıl Donald Bryne’a karşı sonra “yüzyılın oyunu” olarak da adlandırılan partiyi oynamıştır. 1957’de yeniden ABD Gençler Şampiyonu olmuştur. Bisguer’in önünde Birleşik Devletler Açık Satranç Şampiyonu olmuştur. 1958’de bu şampiyonayı 14 yaşında kazanarak bu ünvana en genç ulaşan isim olmuştur. Aynı yıl, Portoroz Interzonal’ine katılmaya hak kazanmıştır. Turnuvada beşinciliği paylaşarak en genç Adaylar Maçı oynayan sporcu olmaya hak kazanmıştır. 2005 yılının sonunda Dünya Kupası’nda Magnus Carlsen Adaylar Maçları’nda oynamaya hak kazanarak onun rekorunu kırmıştır. Ayrıca Fischer bu başarısıyla büyükusta ünvanı aldı ve bu dönemde onu başaran en genç oyuncu oldu. Bu rekoru 1990’lara kadar kırılamadı. 1959 yılında Bled’deki Adaylar Turnuvası’nda beşinciliği paylaştı. 1960 yılında Spassky ile birlikte Mar der Plata’da birinciliği paylaştı. Spassky aralarındaki oyunu kazanmıştı. İki oyuncunun kaderleri daha sonra da kesişecekti. 16 yaşında, bir zamanların harika çocuğu ama dönemin en iyi oyuncularından birisi olan Reshevsky ile bir maç oynadı ve bu maç Fischer’in organizasyonla yaşadığı sorunlar yüzünden yarım kaldı.
1961’de Bled’de Fischer, Tal’in arkasından ikinci oldu. Tal’i ilk defa yenip turnuvayı yenilgisiz tamamladı.
Sonraki Dünya Şampiyonası döngüsünde 1962’de Stockholm Interzonal’ini 2.5 puan farkla kazandı ve Curaçao’daki Adaylar Turnuvası’nda oynamaya hak kazandı. Burada başarılı olamadı ve sekiz aday arasında dördüncü oldu. Bu dönemde Sovyet-olmayan en güçlü satranççı haline geldi. Bu dönemde hastalığı nükseden Tal turnuvadan çekilince onu hastanede ziyaret eden tek oyuncu Fischer oldu. Ayrıca sonradan Sovyet oyuncuları aralarındaki maçların sonuçlarını önceden ayarlamakla suçladı. Fischer’e göre Sovyet oyuncular bunu kendisine karşı daha baskılı oynayabilmek için yapıyorlardı. Ayrıca Viktor Korchnoi da oyunlarını Sovyet bir oyuncusunun turnuvayı kazanmasını sağlayacak şekilde kaybettiği iddia edildi. Sovyet oyuncuların beraberlik yapmasıyla ilgili iddialara Korchnoi sonradan destek verdi; ancak kendisiyle ilgili iddiayı kabul etmedi.
1963’ten itibaren turnuva satrancından biraz uzaklaşmaya başlayan Fischer, Amsterdam 1964’e katılmadı. Bu kararı, FIDE sekiz kişinin katıldığı Adaylar Turnuvası’nı eleme yöntemine dönüştürdüğü için almıştı. Bu da gerçek bir mücadeleyi engelliyordu genç büyükustaya göre.
1965’te Capablanca Anı Turnuvası’na katılmak isteyen Fischer, o dönemde Amerikalıların Küba’da oynamasına izin verilmediği için gitmedi. O da New York’taki Frank Marhsall Satranç Kulübü’nden turnuvaya telgrafla katıldı. Oyunları da bu nedenle daha uzun sürdü. Turnuvayı Vasily Smyslov’un arkasından ikinci olarak tamamladı. Bu haber de medyada büyük yankı yarattı.
Fischer, Santa Monica’da Boris Spassky’nin arkasından ikinci olarak turnuvayı tamamladı. Sonraki yıl, güçlü Monte Carlo 1967 ve Üsküp 1967 turnuvalarını kazandı. Sonraki Dünya Şampiyonluğu Döngüsü’nde 1967’de Sousse’deki Interzonal’de oynadı ve turnuvayı 8.5/10 gibi bir skorla başladı. Bununla birlikte Fischer’in inanışından dolayı dinlenme günlerinde maçlarını başka günlerde oynamasına izin verilmemesi yeni bir krize neden oldu ve Fischer iki tura çıkmadı. Sonrasında da, turnuvadan çekildi.
1968’de birkaç turnuva kazandıktan sonra satranca yeniden ara verdi. 1969’da Birleşik Devletler Şampiyonası’nı organizatörlerin yeterince ödül koymaması nedeniyle protesto ederek katılmadı. Turnuva tamamlandıktan sonra aslında interzonal turnuvaya katılma hakkı olmamasına rağmen, Büyükusta Pal Benko, Fischer’e yerine vermeyi kabul etti. Interzonal’den önce 1970’teki tarihi SSCB-Dünya maçı Belgrad’da oynanacaktı. Fischer, ratingi daha fazla olmasına rağmen önceden planlanan masa dizilişine itiraz eden Bent Larsen’in birinci masada oturmasına itiraz etmedi. Ayrıca Larsen, o dönemde çok iyi sonuçlar alıyordu ve çok formdaydı. SSCB, maçı 20.5-19.5 kazanırken, Fischer, Petrosian’ı ikinci masada 3-1 yeniyordu.
Fischer, Palma de Mallorca’daki Interzonal’de 18.5/23 ile sansasyonel bir zafer kazandı. Larsen, Geller ve Hübner’in ikinciliği 15 puanla paylaşmışlardı. Fischer, yedi tur üst üste kazanmıştı. 1971’deki Adaylar Maçları’nda önce Mark Taimanov’u sonra Bent Larsen’i 6-0’la geçiyordu. Taimanov, bu maçtan sonra Sovyet büyükustaların sahip olduğu ayrıcalıkların birçoğundan mahrum bırakılmıştı. Fischer, Larsen’i 6-0 yenerek bir anlamda Larsen’e masada cevap vermiş oluyordu. Bu tarihi sonuçların ardından Adaylar Finali’nde rakibi eski Dünya Şampiyonu Petrosian’dı. Petrosian iyi bir hazırlık yapmasına karşın, Fischer ilk partiyi kazanmayı başardı. Petrosian daha sonra ikinci oyunu kazandıysa da Buenos Aires’te işler onun istediği gibi gitmedi ve Fischer maçı 6.5-2.5 kazandı. Böylece Dünya Şampiyonu Boris Spassky’nin rakibi oldu.
Daha önce hiç yenemediği Spassky ile maçında Fischer’in yine turnuva koşulları ile ilgili talepleri vardı. Fischer, Yugoslavya’yı istese de, Spassky İzlanda’yı tercih ediyordu. Para ödülüyle ilgili sorunlar yaşandı ve maç o dönemde rekor sayılabilecek bir para ödülü olan 250,000 $ ile oynandı. Maç İzlanda’nın başkent Reykjavik’te oynandı. Fischer ilk oyunda inanılmaz bir hata yaparak, tamamen eşit bir oyunsonunu kaybetti. İkinci oyunda ise istediği koşullar oluşmadığından maça çıkmadı ve hükmen yenik sayıldı. Spassky, maçı hükmen kazanmak istemiyordu ve Fischer’in taleplerini kabul etti. Ayrıca maçın hakemi olan büyükusta Lothar Schmid'in çabaları ve o dönem ABD Dışişleri Bakanı olan Henry Kissinger’ın da yaptığı telefon görüşmeleri de maçın devam etmesinde rol oynayan diğer etmenlerdi. Sonra Fischer, rakibine büyük bir üstünlük kurdu ve kazandığı başarı, ABD tarafından, Batı dünyasının yaratıcılığının, Demir Perde’nin monotonluğu ve baskıcılığına karşı kazanılmış bir zafer olarak gösterildi. O dönemde dünyayı yönlendiren Sovyet satrancının alaşağı edilmesi olarak yorumlandı. Maç, medya organları tarafından “Asrın Maçı” olarak adlandırıldı. Fischer, Dünya Şampiyonu olduktan sonra birçok dergide kapak oldu, televizyon programlarına katıldı. Ayrıca, ABD’de satranç bir patlama yaşadı. Bununla birlikte Fischer, dünya şampiyonu olduktan sonra hiç satranç oynamadı. Kasparov'a göre, medya tarafından kullanıldığına karar verdi ve inzivaya çekildi.
Karpov, 1972’de başlayan yeni döngüde Adaylar Finali’nde Viktor Korchnoi’u yenerek Fischer’in rakibi olduğunda Fischer maçı oynamak için bir dizi yeni koşul sıraladı. Yorumcular, Fischer’in maçın oynanaması istediğini söylerken Türkiye'de de “Benim Ustalarım” adıyla birinci cildi çıkan My Great Predecessors adlı kitabın tamamı Fischer’e ayrılan üçüncü bölümünde Kasparov ise, Fischer’in o dönem büyük çıkış yakalayan Karpov ile oynamak istemediğini, dünya şampiyonu olduktan sonra bir amacının kalmadığını yazıyor. Karpov-Fischer mücadelesinin hiç olmamasını kaçan bir fırsat olarak yorumluyor. Ayrıca Kasparov, Karpov’un 1975’te Fischer’e iyi kazanma şanslarının olduğunu yazıyor. FIDE, Fischer’in özellikle maçın kazanma koşullarına ilişkin taleplerini karşıladıysa da Fischer yine de maça çıkmadı ve sonunda hükmen yenik sayıldı ve Karpov on ikinci dünya şampiyonu oldu. Karpov, Fischer’le birkaç kez bir araya gelip onu ikna etmeye çalıştıysa da Fischer’i satranca döndürmeyi başaramadı. Hiç şüphesiz, bu iki büyük şampiyonun karşılamaması satranç adına bir kayıptı.
Fischer maçtan sonra 1992’ye kadar turnuva satrancına dönmedi. Sonraki yıllarda siyasi demeçleri, Yahudi karşıtı söylemleriyle zaman zaman gündeme gelen Fischer 1992’de satranca geri döndü ve iki oyuncu o dönemde Birleşmiş Milletler’in Yugoslavya’ya uyguladığı ambargolara rağmen Belgrad’da “Asrın Rövanş Maçı” için yeniden karşı karşıya geldiler. ABD Hükümeti, kendisine gelen resmi uyarılara kulak asmayan Fischer hakkında tutuklama kararı çıkarttı. Maçın seviyesi hakkında fikir vermek amacıyla Kasparov, Fischer’in 2600-2650 civarında oynadığını ancak eğer Fischer kendisiyle oynasaydı aralarında gerçek bir mücadele yaşanmayacağını yazıyor. Spassky, maç oynandığı sırada Elo sıralamasında ilk 100 civarındaydı. Bu maçtan sonra Fischer, bir daha turnuva satrancına geri dönmedi. Önceki yıllardaki gibi siyasi demeçler vermeye devam etti ve 11 Eylül saldırılarından sonra veridği demeçlerden dolayı ABD Hükümeti hakkındaki tutuklama kararını uygulamaya koyuldu. 2004’te Japonya’da tutuklandı. Diplomatik krizin ardından, Fischer ABD vatandaşlığından çıktı ve dünya şampiyonu olduğu İzlanda onu siyasi mülteci olarak kabul etti. Fischer, 17 Ocak 2008 (64 yaşında) hayatını kaybetti.
Oyunun bütün bölümlerine çok önemli katkılarda bulunmuştur. Agresif oyunu, kusursuz bir teknik ve sürekli kazanma isteğiyle birlikte müthiş bir analiz yeteneği Fischer’in ayırt edici özellikleridir.
Ayrıca satranççıların toplumda tanınmasında, statülerinin yükselmesinde büyük katkıları olmuştur. Masa dışındaki tavırları eleştiri alsa da, satrancın yaygınlaşmasında bu şekilde de katkısı olmuştur. Bunun yanı sıra Fischer Random Chess adıyla bir satranç türünün yaygınlaşması için uğraşmıştır. Piyonlar haricindeki taşların birinci yatayda rasgele yerleştirilmesine dayanan bu satranç türü, Fischer’e göre oyuncuların açılış ezberlemek yerine yaratıcılıklarını zorlayacaktı. Bunun yanı sıra Fischer saati adında iki tarafa hamle ekleyin bugün turnuvalarda kullanılan dijital saatlerin ilki olarak adlandırılabilecek patentinin ilk sahibidir; ancak bu patenti 2001’de zaman aşımından dolayı kaybetti.




























http://www.tsf.org.tr/images/stories/2007_2008/candidate/DunyaSampOzelHaberler/karpov.jpg
Anatoly Karpov (Dünya Şampiyonu: 1975 - 1985, FIDE Dünya Şampiyonu: 1993 - 1999)
Anatoly Yevgenyevich Karpov, 1951’de Ural Bölgesinde Zlatoust’da dünyaya geldi. 4 yaşındayken satranç oynamayı öğrendi. 11 yaşındayken Usta Adayı oldu. 12 yaşındayken Mikhail Botvinnik’in satranç okuluna katıldı. 15 yaşında Sovyet Ustası olarak Spassky’nin bu konudaki rekorunu kırdı. 1967, Groningen’deki bir gençler turnuvasını kazandı. Ayrıca, çok iyi bir öğrenci olan Karpov, Moskova Devlet Üniversitesi’nde Matematik Bölümü’ne girdi. Sonradan okul değiştirerek Leningrad Devlet Üniversitesi’nde İktisat Bölümü’nden mezn oldu. Burada Büyükusta Semyon Furman ile birlikte çalıştı. Furman, eski Sovyet Ekolü’nün en önemli antrenörlerinden biridir, ve oyuncu olarak da beyazlarla çok iyi sonuçlar almasıyla tanınır. Hatta, ondan şaka yollu olarak “beyazlarla dünya şampiyonu” diye bahsedilir. 1969’da Stockholm’deki Dünya Gençler Şampiyonasını kazanarak bunu Spassky’den beri başaran ilk Sovyet oyuncu oldu. Hemen arkasından Venezuela’nın başkenti Caracas’ta bir uluslararası turnuvada dördüncülüğü paylaştı ve büyükusta oldu.
1970’lerin başından itibaren, Karpov hızlı ilerleyişine devam etti. 1973’te Sovyetler Birliği Şampiyonası’nda ikinci oldu, ve Leningrad Interzonal Turnuvası’nda birinci oldu. 1974 Adaylar Turnuvası’nda önce Lev Polugayevski, ardından eski Dünya Şampiyonu Boris Spassky ile eşleşti. Bu maçta, Spassky’nin açılış hazırlıklarına yardımcı olan ana sekondantı Efim Geller’in maça birkaç ay kala Karpov ile birlikte çalışmaya başlaması da bazı otoriteler tarafından maçın Karpov lehine tek taraflı geçmesinden bir etken olarak kabul edilir. Adaylar Finali’nde Karpov, 1960’ta Sovyetler Birliği Şampiyonu olarak elit büyükustalar arasına giren Korchnoi ile karşılaşaktı. Korchnoi ile ilişkileri o dönem de pek iyi değildi ve iki defa daha dünya şampiyonluğu için karşılaştığı rakibi ile arasında çeşitli krizler olmuştur. Karpov, 3-0 öne geçse de, Korchnoi mücadeleyi bırakmadı ve 3-2’Ye geldiyse de maçın sonunda Karpov az bir farkla maçı kazandı. Bu maç iki oyuncunun Dünya Şampiyonluğu için vereceği ilk mücadele olacaktı.
1975’te, Fischer, Dünya Şampiyonluğu maçına çıkmayınca Karpov, oynamadan dünya şampiyonu oldu. Önceki dünya şampiyonunu yenmemişti. Her ne kadar Kasparov, Karpov ile dünya şampiyonluğu mücadelesini girdiği zamanlarda bunu gündeme getirdiyse de Karpov’un 1975’teki maçta daha iyi şansları olduğunu söylemişti. Spassky ise, Fischer’in 1975’te kazanacağını; ancak Karpov’un yeniden döngüden maçı oynamaya hak kazanıp Fischer’i 1978’de yeneceğini iddia etmesi meşhurdur. Bununla birlikte, Karpov, oynamadan dünya şampiyonu olsa da, birçok dünya şampiyonunun aksine, görece az turnuvada oynayan bir şampiyon olmamıştır. 160’tan fazla uluslararası turnuva kazanarak bu alanda bir dünya rekorunun sahibidir.
Karpov’un 1978 Dünya Şampiyonası’nda rakibi yeniden Korchnoi idi. Bu dönemde Korchnoi’un Sovyetler Birliği’nden ayrılmış olması maça siyasi gelişmelerin de damga vurmasına neden oldu. Filipinler’in Baguio kentinde oynanan maçta Karpov’un ekibinde bulunan Dr.Zukhar’ın kendisini hipnotize etmeye çalıştığını iddia eden Korchnoi, maçlara aynalı gözlüklerle geliyordu. Ayrıca Korchnoi, başka birçok iddialarda da bulundu. Maçta ise Karpov 5-2 öndeyken Korchnoi, mücadeleyi bırakmayıp skoru 5-5’e getirdi. O dönemde beraberliklere bakılmadan ve oyun sınırı olmadan 6 oyun kazanan oyuncu maçı kazanıyordu. 5-5 olduktan sonra herkes Karpov’un çökeceğini sanırken, o bir sonraki partiyi kazanarak ünvanını korudu. Maçtan sonra 1979’da Montreal’deki süper büyükusta turnuvasında Mikhail Tal ile birlikte birinciliği paylaştı. Bugojno 1978 ve 1980 turnuvalarını kazandı. Ayrıca Linares’i de 1981’de kazandı. Bunu yanı sıra bu yıllarda beş kez Tilburg Turnuvası’nı kazandı. Sovyetler Birliği Şampiyonluğu ünvanını ise 1976, 1983 ve 1988’de olmak üzere üç kez kazandı. Karpov, 1970’ler ve 1980’lerin ortalarına kadar dünyanın en iyi oyuncusuydu.
Üç yıl sonra, Korchnoi Hübner’i eleyerek Karpov’un yeniden rakibi oldu. Bu sefer maç İtalya’nın Meran kentinde olacaktı ve maça bu sefer de Korchnoi’un askerlik nedeniyle tutuklanan oğlu damgasını vurdu. Bu sefer maç tek taraflıydı ve Karpov ünvanını rahatça korudu.
Garry Kasparov, Karpov’u tahtından indiren isim oldu. 1984’teki maçta genç Kasparov karşısında 4-0 öne geçen Karpov’a iki galibiyet daha gerekiyordu. Kasparov, bu noktadan sonra oyun tarzını değiştirdi ve Karpov’un kazanmak için tam 17 oyun beklemesi gerekti. En sonunda Karpov 5-0 öne geçtyise de sonra Kasparov 32. oyunu kazandı. Daha sonra Karpov 47 ve 48.oyunları kaybedince durum 5-3 oldu. Karpov’un yaklaşık 10 kilo kaybetmiş olması, oyuncuların yorgun düşmesi tartışmalı bir karara neden oldu. Oyuncuları çağırdan FIDE Başkanı Florencio Campomannes maçı tatil etti. O ana kadar 40 oyun beraberlikle sonuçlanmıştı.
Ertesi yıl oynanan rövanşta Karpov unvanını kaybetti. Bununla birlikte 1990’ların ortalarına kadar ikinci sırada kaldı. Kasparov ile Londra/Leningrad 1986, Seville 1987, New York/Lyon 1990’da unvan maçları oynadı. 1987’de Kasparov’un 23.partideki büyük hatası ve daha birçok başka anda Karpov’un ünvanı yeniden ele geçirme şansı vardı. Bu partiyi dramatik bir şekilde kaybedince, Kasparov ünvanını korudu. İki oyuncunun mücadelesi yıllarca satranç dünyası tarafından heyecanla izlendi.
1992’de Karpov, Adaylar Maçları’nda Nigel Short’a elendi. Bununla birlikte Kasparov ve Short 1993’te FIDE’den ayrılınca yeniden FIDE Dünya Şampiyonu oldu. Adaylar Finali’nde Short’a elenen Jan Timman’ı Jakarta’daki maçta yenmişti. Bu şampiyonluğu da tartışmalı olmuştu. Bununla birlikte, ertesi yıl satranç tarihinin en kuvvetli turnuvalarından birisi olarak gösterilen Linares 1994’ü 11/13 gibi inanılmaz bir skorla kazandı. Turnuvadan önce, Kasparov, bu turnuvayı kazanan oyuncunun haklı olarak turnuvalar şampiyonu olarak gösterilebileceğini söylemişti. Kasparov ve Shirov turnuvada 8.5 puanla ikinciliği paylaşmışlardı.
Karpov, 1996’da ünvanını Gata Kamsky’e karşı korudu. Bundan sonra ise, FIDE eleme usülü sistemi dünya şampiyonalarında uygulamaya başladı. Karpov ise doğrudan finalde oynayacatı. Rakibi ise en son Michael Adams’e eleyen Vishwanathan Anand oldu. Anand’ı 4-2 yenerek ünvanını korudu; ancak 1999’da Las Vegas’taki turnuvada şampiyonun doğrudan finalde oynama hakkının kaldırılması ve ilk turdan mücadele etmesinin gerekmesi yüzünden Karpov unvanını 1999’da bıraktı.
1990’lı yıllarından ortalarından itibaren Karpov turnuvalarda fazla oynamamaya başladı. Sovyetler Birliği dağılmadan önce de siyasetin içinde olan ve partinin üyesi olan Karpov, FIDE ile olan tartışmalarından sonra satrançtan soğudu.  UNICEF Elçisi olan Karpov, birçok sosyal etkinliğe katılmaktadır. 2005'ten beri Rusya'da danışma ve denetleme görevini yürüten bir kurum olan Kamu Meclisi'nin üyesidir. 2006’daki seçimlerde FIDE Başkanlığı’na aday olması gündeme geldiyse de gerçekleşmedi.
Karpov, son yıllarda sadece hızlı satranç veya yıldırım turnuvalarında oynuyor. 2002’de Kasparov’u 2.5-1.5 yenmeyi başardı. 2006’da Lozan’da, Kasparov, Korchnoi ve Polgar ile birlikte yer aldığı turnuvada Kasparov ile birlikte birinciliği paylaştı.
Karpov, satrançta kusursuz bir tekniğin ve derin bir konumsal anlayışın birleştiği bir oyuncudur. Ağır fakat kusursuz bir şekilde konumunu geliştirmesiyle tanınır. Oyunu Capablanca ve Smyslov’unkine benzetilebilir.
http://www.tsf.org.tr/images/stories/2007_2008/candidate/DunyaSampOzelHaberler/kasparov2.jpg
Garry Kasparov (Dünya Şampiyonu: 1985 - 1993, PCA Dünya Şampiyonu: 1993 - 2000)
Garry Kimovich Kasparov, 1963’te Bakü’de doğdu. Doğduğunda kullandığı isim Gari Vaynshteyn’dir. Beş yaşındayken ailesinin uğraştığı bir problemi çözünce ailesinin dikkatini çekti ve babası 7 yaşındayken ölünce annesinin soyadı Kasparyan’ın Rusça versiyonu olan Kasparov’u kullanmaya başladı.
8 yaşındayken Mikhail Botvinnik’in satranç okuluna girdi ve burada ünlü antrenör Vladimir Makagonov ile birlikte çalıştı. 1976’da Tiflis’teki Sovyet Gençler Şampiyonası’nı 13 yaşındayken 7/9 ile kazandı. Ertesi yıl da aynı turnuvayı 8.5/9 ile kazandı. 1978’de Sokolsky Anı Turnuvası’nda oynadı ve Minsk’teki turnuvayı kazandı. 1978’de 15 yaşında, ki bunu yapan en genç oyuncu oluyordu, Sovyet Şampiyonası’nda oynamaya hak kazandı. 1979’da Rusya Satranç Federasyonu’nun bir hatası sayesinde Banja Luka’da güçlü bir turnuvaya katıldı. O dönemde Kasparov’un elosu yoktu ve federasyon turnuvanın bir gençler turnuvası olduğunu zannederek genç Kasparov'u turnuvaya göndermişti. Turnuvadan sonra Kasparov’un elosu 2595 çıktı ve o dönemde bu rating elit büyükustaların bulunduğu bir seviyeydi. Ertesi yıl Dünya Gençler Şampiyonu oldu. Aynı yıl ilk kez Olimpiyatlar’da oynadı ve büyükusta ünvanını kazandı.
Kaparov, 1981 ve 1982’de Sovyetler Birliği Şampiyonası’da iki kez birinciliği paylaştı. Moskova’daki Interzonal’de Adaylar Turnuvası’na çıkmaya hak kazandı ve Fischer’den beri bunu en genç başaran oyuncu oldu. Çeyrek finalde Alexander Beliavsky’i eledi. Yarı finalde ise rakibi, rejimin kendisine kazanması için baskı uygulamasına neden olan Viktor Korchnoi’dur. Maçın, Pasadena, California’da oynanmasına SSCB karşı çıkınca yeni bir kriz ortaya çıktıysa da Korchnoi maçın Londra’da oynanmasına razı olunca iki oyuncu bir araya geldi. Kasparov, ilk oyunu kaybettiyse de daha sonra maçı kazandı ve adaylar finalinde eski dünya şampiyonu Vassily Smyslov’un rakibi oldu. Smyslov’u eleyen genç Kasparov, artık dünyada iki numaraydı ve Karpov’a karşı dünya şampiyonluğu mücadelesi verecekti.
1984’teki tartışmalı maçta ilk 9 oyunda 4-0 geriye düştükten sonra herkes Kasparov’un 6-0 ile süpürüleceğini tahmin ediyordu. Bu, genç dünya şampiyonluğu adayı için ağır bir darbe olabilirdi. Bu skora rağmen Kasparov, pes etmedi. Önce uzun bir beraberlik serisi yakaladı. Bu serinin ardından bir oyun daha kaybettiyse de nihayet maçın 32.oyununda durumu 5-1' getirdi. Yeni bir beraberlik serisinden sonra 47 ve 48.oyunları kazandı. Bundan sonra48 oyunluk ünlü maç, iki oyuncunun da itirazına rağmen FIDE Başkanı Campomannes tarafından iki oyuncununda çok yıprandığı gerekçesiyle tatil edildi. Bu, Kasparov ile FIDE arasında yaşanacak ilk krizdi. Satranç tarihinde sonucu belli olmadan tamamlanan ilk maç bu maçtır.
Ertesi yıl oynana maç 24 oyun olarak düzenlendi. Kasparov maçı 13-11 kazanarak, Mikhail Tal’in rekorunu kırarak 22 yaşında dünya şampiyonu olup, gelmiş geçmiş en genç dünya şampiyonu oldu. O dönemde, rövanş kuralı geri getirilmişti ve ertesi yıl Karpov ve Kasparov Londra ve Leningrad’da mücadele ettiler. Kasparov bir ara farkı üçe çıkardıysa da Karpov üç oyun kazandı. Bununla birlikte Kasparov, sekondantlarından Evgeny Vladimirov’u rakibine açılış hazırlıklarını satmakla suçlayarak kovdu. Bununla birlikte, Kasparov bir oyun daha kazandı ve 12.5-11.5 ile ünvanını korudu.
İki dev ismin sonraki buluşması ise 1987’de Karpov’un Adaylar Maçları’ndan çıkmasıyla Seville’de oynandı. Maç çok çekişmeli oldu. Karpov, 23.oyunda büyük bir hata yaptıktan sonra Kasparov skoru eşitledi ve ünvanını korumayı başardı.
İki K’nın son maçı New York/Lyon 1990’da oynandı. Kasparov bu maçı da 12.5-11.5 kazandı. Dünya şampiyonu olduktan sonra profesyonel satrancı yaygınlaştırmak için Büyükustalar Birliği’ni (GMA) kurarak FIDE’ye karşı mücadele etmeye başladı. Satrancın profesyonelleşmesi için ve büyükustaların haklarını savunabilmesi için kurulan bu organizasyon 1993’te yerini Profesyonel Satranç Birliği’ne bıraktı. Dünya şampiyonu ve rakibi Nigel Short, bu organizasyon altında maçlarını oynamaya karar verdiler ve dünya şampiyonluğu krizi bu dönemde ortaya çıktı. Kasparov, maçı rahatça kazandı. Londra’da oynanan maç, İngiltere’de satrancın yaygınlaşmasına katkıda bulundu ve televizyondan canlı yayınlandı. Bu maç ile birlikte Kasparov PCA Dünya Şampiyonu, Karpov ise FIDE Dünya Şampiyonu idi.
Kasparov, 1995’te ünvanını Hintli Vishwanathan Anand’a karşı New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nde oynanan maçta korudu. PCA’nın sponsoru Intel desteğini çektikten sonra bu kurumun da sonu geldi.
Kasparov, Dünya Satranç Birliği (WCA) adı altında yeni bir dünya şampiyonası düzenlemek istedi. Destekçisi ise Linares’in organizatörü olan Luis Rentero idi. Shirov ve Kramnik arasında oynanacak maç Kasparov’un rakibini belirleyecekti; ancak Shirov 1997’de maçı kazandıktan sonra WCA dağıldı ve Kasparov bu sefer de ünlü İngiliz büyükusta ve yazar Raymond Keene’in başında olduğu Braingames’in organizatörlüğüde Shirov yerine Anand ile görüşmelede bulunduktan sonra Kramnik ile bir maç organize etti.
2000’in ikinci yarısında Londra’da oynanan maçta daha önce 1995 Anand maçında Kasparov’un sekondant ekibinde yer alan Kramnik 2.oyunu kazandı. Bundan sonra 10.oyunu da kazanan Kramnik, parti kaybetmeden dünya şampiyonu oldu. Özellikle Berlin Savunması’nda Kasparov’a geçit vermedi. 1985’ten beri ilk kez Kasparov dünya şampiyonu değildi. Bununla birlikte, elo listesinde birinci sıradaki yerini satrancı bırakana kadar korudu ve birçok turnuva kazandı. 2001’de Astana Turnuvası’nı kazanırken Kramnik’i de yenmesi küçük de olsa Kasparov için bir teselli oluyordu. 2002’De Kramnik’in taşıdığı “Klasik Dünya Şampiyonluğu” ünvanı için Adaylar Turnuvası niteliği taşıyacak olan Dortmund turnuvasına katılmayı reddetti ve sonuçlarının Kramnik ile rövanş maçı yapmaya yettiğini iddia etti.
Bu sonuçlar asyesinde yorumcu, yazar büyükusta Yasser Seirawan’ın arabuluculuğunda organizatör Bessel Kok, FIDE Başkanı Kirsan Ilyumzhinov, Kasparov ve Kramnik arasında Prag Antlaşması imzalandı. Bu anlaşmanın amacı, iki dünya şampiyonluğu ünvanının yeniden birleştirilmesiydi. Önceden planlandığı Kasparov ve Ponamariov oynamadılar. Ponamariov yerine dünya şampiyonu olan Rustam Kasımdzhanov da maçı da sponsor bulunamadığından oynanamadı. Bu dönemde Türkiye de maçın oynanması için aday olduysa da Kasparov, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne ve TSF’ye teşekkür ederek dünya şampiyonluğu yarışından çekildiğini açıkladı.
İki ay sonra ünlü Linares turnuvasını dokuzuncu kez kazanarak eşi görülmemiş bir rekora imza attıktan sonra bir basın toplantısı düzenleyerek 10 Mart 2005 tarihinde, profesyonel satrancı bıraktığını açıkladı. Siyasete atılacağını ve dünya şampiyonluğu tarihçesini anlattığı “My Great Predecessors” kitabına ve satrançla hayatın ilişkisini anlatan kitabına yoğunlaşacağını açıkladı. Satrançta, 2004’te Rusya Şampiyonluğu’nu kazandıktan sonra bir amacının kalmadığını anlattı.
Satrancı bıraktıktan sonra Kasparov, sadece Lozan’da bir yıldırım turnuvasında oynadı ve burada Karpov ile birlikte birinciliği paylaştı.
Kasparov'un siyasetle ilişkisi, satranç kariyerini sürdürürken başlamıştı. Kasparov, 1990’da Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nde istifa ederek Rusya Demokratik Partisi’ne katıldı. 1996’da Boris Yeltsinin seçim kampanyasına kaçırdı. 1991’de Rusya’dan demokrasinin tanıtımına veridği destekten ötürü “Ateş Koruyucusu” ödülünü aldı. 2005’te Birleşik Sivil Cephe adındaki siyasal oluşuma katıldı. Satrancı bıraktıktan bir ay sonra 10 Nisan 2005’te satranç tahtasıyla saldırıya uğradı. Kasparov, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in en aktif muhaliflerinden birisidir. Birçok mitinge katıldı ve bunları organize etti. 14 Nisan 2007’de bu mitinglerden birisinde tutuklandı ve 10 saat göz altında kaldıktan sonra serbest bırakıldı.
Kasparov, satrançta bilinen en yüksek ratinge (2851, Temmuz 1999) ulaşmıştır ve en uzun süre 1 numarada kalan oyuncudur. Aynı zamanda Ocak 1990’da 2800 barajını geçen ilk oyuncu olmuştur. Dört kez SSCB, dört kez de Rusya adına olmak üzere sekiz Olimpiyatlar’da yer almış ve hepsinde altın madalya kazanmıştır. Satranç Oskarı’nı 14 kez kazanan tek oyuncudur. 1981-1990 arasında oynadığı bütün turnuvalarda birinci veya eş puanlı birinci olarak bir başka rekorun sahibidir.
Kasparov, satranca farklı yönleriyle katkıda bulunmuş bir şampiyondur. 1990’lı yıllardan itibaren modern satranca yön vermeye başlayan bilgisayarlarla yakından ilgilenmiştir. 1984’te dünyaca ünlü ChessBase’in kuruluşuna fikir babalığı yapmıştır. 1989’dan itibaren dünyanın en iyi bilgisayarlarına karşı insanları temsil etmiştir. 1989’da Deep Thought’u 2-0 yenmiştir. 1996’da IBM’in ürettiği Deep Blue’yu 4-2 yenmiştir. Ertesi yıl Deeper Blue adlı programa karşı son partiyi tartışmalı bir şekilde kayıp bir varyant seçerek 3.5-2.5 kaybetti. Maçtan sonra Deeper Blue’nun yakın zamandaki oyunlarına bakamaması, kendi oyunlarının Deeper Blue ekibi tarafından çalışılmasının haksızlık olduğunu belirtirken ve bilgisayarın hamlelerinde insan müdahalesi olduğunu iddia etti. Kasparov’un rövanş isteği IBM tarafından reddedildi ve Deeper Blue emekliye ayrıldı. 2003’te Kasparov bir sonraki maçında FIDE tarafından organize edilen Deep Junior’a karşı oynadı. Deep Junior saniyede 3 milyon pozisyon hesaplayabiliyordu. Kasparov, maçın son partisinde iyi bir konum elde ettiyse de beraberliğe razı oldu. Maçı son partisi ESPN2 tarafından canlı yayınla gösterildi ve yaklaşık 200-300 milyon izleyicinin maçı izlediği tahmin ediliyor. Maç, 3-3 berabere sonuçlandı. Aynı yıl X3D Fritz ile 4 oyunluk bir maç yaptı. Bu maçta 3 boyutlu gözlükler ve konuşmayı tanıyan bir sistem aracılığıyla hamlelerini ileten Kasparov, X3D ile 2-2 berabere kaldı. Bu maçta Kasparov, kaybettiği oyunda iyi konumda büyük bir gaf yapmıştı.
Kasparov, okullarda satrancın yaygınlaştırılması için farklı ülkelerde çeşitli vakıflar kurmuştur. 2004’te Çeşme’deki Avrupa Kulüpler Kupası’nda TSF Başkanı Ali Nihat Yazıcı ile bir araya gelerek Türkiye’de satrancın okullarda ders olması projesine destek vermiştir. Ayrıca 2006 yılında My Great Predecessors adlı kitabının, Türkçe çevirisinin tanıtımı ve TÜYAP Kitap Fuarı’nda konuşma yapmak üzere Türkiye’ye gelmiştir. Türkiye’de satrancın gelişimini dikkatle izleyen ve bu gelişimi övgü dolu sözlerle takdir eden Kasparov’un kitabı “Benim Ustalarım” adıyla İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlanmıştır.
Kasparov’un “My Great Predecessors” adlı beş ciltten oluşan dünya şampiyonluğu tarihçesini anlatan kitabı, şimdiden satranç klasikleri arasına girmiştir. Türkçe de dahil olmak birçok dilde çevirilmiştir. Kasparov, kendisinden önceki dünya şampiyonlarını dönemin siyasal ve toplumsal koşullarına da göndermelerde bulunarak, oyuncuların psikolojik dünyasına nüfuz etmeye çalışarak ve oyunlarını detaylı bir şekilde analiz ederek satranç tarihinin en büyük oyuncularını farklı yönleriyle okuyucuya sunuyor. Dünya şampiyonlarını yanı sıra dönemlerinin en iyi oyuncularından bahseden Kasparov, bu kitabın yanı sıra 1970’lerde ve 1980’lede açılış teorisinde gerçekleşen önemli değişimleri anlatan “Revolution in the 70’s” adlı bir kitabı bulunmaktadır. Bunun yanı sıra “How Life Imitates Chess” (Hayat Satrancı Nasıl Taklit Eder?) adıyla hayatla satrancın birbiriyle nasıl ilişkili olduğunu anlatan bir kitabı da bulunmaktadır. Ayrıca 1980’lerde en iyi oyunların analiz ettiği bir kitabı, Raymond Keene ile birlikte yazdığı bir açılış kitabı bulunmaktadır. Bunun dışında dünyanın en önemli gazetelerinden Wall Street Journal’daki satranç köşesini de hazırlamıştır. Satrancı bıraktıktan sonra da New In Chess’te de bir satranç köşesi hazırlamıştır.
İlk bakışta agresif ve Alekhine’i andıran oyun stili aslında çok daha evrenseldir ve stratejik planlarının derinliği hocası olan Botvinnik’i andırır. Ayrıca açılış teorisine çok büyük katkılarda bulunan Kasparov, bilgisayarlarla yapılan açılış hazırlıklarının önemini kavrayan ilk dünya şampiyonudur. Başta Şah-Hint, Grünfeld, Sicilya’nın çeşitli varyantları, Vezir Gambiti olmak üzere birçok açılışta teoriye önemli katkılarda bulunmuştur.


http://www.tsf.org.tr/images/stories/2007_2008/candidate/DunyaSampOzelHaberler/khalifman.jpg
Alexander Khalifman ( FIDE Dünya Şampiyonu :1999-2000)
Alexander Valeryevich Khalifman, 1966 yılında Leningrad’da doğmuştu. Satrancı 6 yaşında babasından öğrenmiştir. 1982’de SSCB Gençler Şampiyonası’nı kazanmıştır. 1986’da Avrupa Gençler Şampiyonu olmuştur. Dünyanın en büyük açık turnuvalarından olan New York Açık’ı 1990’da kazandıktan sonra büyükusta ünvanını almıştır. Birçok uluslararası turnuva kazanmıştır. Ülkesinin mili takımının değişmez oyuncularından olan Khalifman 1996’da Rusya Şampiyonu olmuştur. 1997’de Dünya Takımlar Şampiyonası’nda birinci olan Rus Milli Takımı’nda yer almıştır. 2000’de Hoogoven turnuvasını da kazanan Khalifman 1999’da FIDE Dünya Şampiyonası’nda finalde Vladimir Akopian’ı yenerek FIDE Dünya Şampiyonu olmuştur. Rating listesinde en üst sıralarda yer almadığı için, eleştiriler alan Khalifman, şampiyon olduktan sonra birçok turnuvada yer almışsa da süper büyükusta turnuvalarında zafer kazanamamıştır. Ertesi FIDE Dünya Şampiyonası’nda çeyrek finalde sonradan şampiyon olan Vishwanathan Anand’a elenmiştir.
Rus satrancında St.Petersburg ekolünün en önemli temsilcilerinden olan Khalifman, antrenör Gennadi Nesis ile birlikte Büyükusta Satranç Okulu‘ nu kurmuştur ve burada dünyanın farklı yerlerinden gelen oyuncuları çalıştırmaktadır.
Khalifman, mantıklı fakat agresif stiliyle çok kuvvetli bir büyükustadır. Eleştirilen dünya şampiyonluğu sisteminin Karpov’dan sonraki ikinci şampiyonudur.











http://www.tsf.org.tr/images/stories/2007_2008/candidate/DunyaSampOzelHaberler/ponomariov06.jpg
Ruslan Ponomariov (FIDE Dünya Şampiyonu 2002-2004)
Ruslan Ponamariov, 11 Ekim 1983’te Ukrayna’nın Horlivka şehrinde doğdu. 1994’te 12 yaş altı Dünya Şampiyonası’nda üçüncü oldu. Ertesi yıl da aynı turnuvayı kazandı. 1996’da 18 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası’nı 12 yaşındayken kazandı ve ertesi yıl aynı kategoride Dünya Şampiyonu oldu. 1998’de Büyükusta oldu. Bu ünvanı o dönemde en genç kazanan oyuncu olma rekorunu kırmıştı. Ponamariov, 2005'te Hukuk eğitimini tamamlamıştır.
Ukrayna’nın satrançta yaptığı atılımın en önemli temsilcilerinde olan Ponamariov, 1990’arda dünyanın en genç büyükustası rekorunu kırmıştı. 1998’de Elista’ya satranç kariyerini ilerletmek için geçen genç Ukraynalı hemen ülkesine geri döndürüldü ve oyununu geliştirmesi sağlandı. Ponamariov, Ukrayna'nın 2004 yılında Calvia'daki Olimpiyatlarda birinci olan kadrosunda da yer aldı.
1998’de Donetsk Zonal’ini kazanırken, 2000 Avrupa Kulüpler Kupası’nda masasında 5/7 yaptı ve o zamanki FIDE Dünya Şampiyonu Alexander Khalifman’ı da yendi. İstanbul’daki 34.Satranç Olimpiyatları’nda 8.5/11 yaparak ikinci masalarda altın madalya aldı.
18 yaşındayken, FIDE Dünya Şampiyonası’nda finalde vatandaşı Vassily Ivanchuk’u yenerek FIDE Dünya Şampiyonu oldu. Bu sonuç, onun en genç dünya şampiyonu olma rekorunu Kasparov’un elinden aldığı anlamına geliyordu. Ertesi yıl, Linares’te Kasparov’un arkasından ikinci oldu.
2003 yılında Prag Antlaşması çerçevesince, Kasparov ile Yalta’da karşılaşması bekleniyordu. Bununla birlikte Ponamariov antlaşmayı imzalamayı reddetti. Rustam Kasımzdzhanov, sonraki FIDE Dünya Şampiyonluğu’nu kazanana kadar ünvanı korudu.
Bu arada, 2003’te Plovdiv’deki Avrupa Takımlar Şampiyonası’nda İsveçli büyükusta Evgenij Agrest ile oynarken telefonu çalınca, elit seviyede cep telefonu çaldığı için hükmen maç kaybeden ilk büyükusta oldu.
Otoritelere göre Ponamariov bu olaydan etkilendi ve uzun süre iyi sonuçlar alamadıysa da 2006’dan itibaren formunu bulmaya başladı. 2005 yılının sonunda Dünya Kupası’nda finale kadar yükselmiş, finalde Aronian’a yenilmiştir. 2007’de Meksika’daki Dünya Şampiyonası’nda yer alabilmek için Adaylar Maçları’nda oynadı.
http://www.tsf.org.tr/images/stories/2007_2008/candidate/DunyaSampOzelHaberler/kasim1.jpg
Rustam Kasımdzhanov
(FIDE Dünya Şampiyonu 2004-2005)
2004 FIDE Dünya Şampiyonası’nda ise sırasıyla Ramirez, Maghami, Ivanchuk, Almasi ve Topalov’u eledikten sorna finalde Michael Adams ile karşılaşmış ve bu maçı da kazanarak FIDE Dünya Şampiyonu olmuştur. Kasparov, dünya şampiyonası mücadelesinden çekilince 2005’te San Luis Turnuvası’nda yer aldı. Bu turnuvada .. oldu ve ünvanını turnuvayı birinci tamamlayan Topalov’a devretti. 2005’te Linares’te oynadı ve turnuvada 5-6. dereceleri paylaştı. 2006’da Korsika Ustalar Turnuvası’nı kazandı. 2007’de Adaylar Maçları’nda Gelfand ile karşılaşacak ve Meksika’daki Dünya Şampiyonluğu Turnuvası’nda yer almaya çalışacak.
Her ne kadar kötü olan sistemin sürpriz şampiyonu olarak gösterilse de Kasımzdanov mütevazi tavırlarıyla masa başında, mücadeleci oyunuyla da masa başında takdir topladı. Satranca olan bilimsel yaklaşımı ve mücadeleci ruhuyla dünyadaki her oyuncuyu yenebileceğini gösterdi. 2005’te San Luis’deki Dünya Şampiyonluğu Turnuvası’nda Anand’ı müthiş bir hazırlıkla yenmeyi başararak turnuvanın kaderini değiştiren isimlerden birisi olmuştur. Müthiş bir hızlı satranç oyuncusu olan Kasımdzhanov aynı zamanda çok iyi bir savunmacıdır. Kasımdzhanov, ülkesinde satrancın yaygınlaşmasına da destek olmaktadır.













http://www.tsf.org.tr/images/stories/2007_2008/candidate/DunyaSampOzelHaberler/topalov.jpg
Veselin Topalov (FIDE Dünya Şampiyonu: 2005-2006)
Veselin Topalov, 15 Mart 1975’te Rousse, Bulgaristan’da doğdu. 8 yaşındayken babasından satranç oynamayı öğrendi. 1989’da 14 yaş altı Dünya Şampiyonası’nı kazanırken ertesi yıl 16 yaş altı Dünya Şampiyonası’nda gümüş madalya aldı. 1992 yılında büyükusta oldu.
1990’ların başında menajer Silvio Danailov tarafından keşfedildi ve Danailov onun gelecekte dünya şampiyonu olacağını söylediğinde herkes gülüp geçti. Topalov, 1993-1994 yıllarında başta İspanya olmak üzere Avrupa’nın çeşitli yerlerinde birçok açık turnuva kazandı ve 2600’ler kulübüne adımını attı, hızla 2700’lere yani satrancın elit seviyesine çok yaklaştı. Topalov, 1994’ten beri Bulgaristan’ın birinci masasında oynamaktadır. 1994’te Moskova’daki Olimpiyatlar’da Bulgaristan’ın dördüncü olmasıyla büyük sükse yaptı. Uzlaşmaz ve agresif oyun tarzını o dönemde geliştirdi. Beraberlik istemeyen ve ne olursa olsun kazancı zorlayan tarzı o dönemde ortaya çıkmaya başladı.
Madrid, Amsterdam, Lyon, Linares, Novgogorod gibi birçok uluslararası turnuvyı kazandı ve elit turnuvaların müdavimlerinden birisiydi. 1999’daki FIDE Dünya Şampiyonası’nda son 16’ya kaldı. 2000 yılında çeyrek final oynarken, 2001 yılında da son 16’ya kaldı. Klasik Dünya Şampiyonası mücadelesinde de Adaylar Turnuvası niteliği taşıyan Dortmund 2001’de finalde Peter Léko’ya kaybetti.
Topalov’un elit büyükustaların arasındayken dünya satrancının zirvesine çıkışının başlangıcı ise aslında Libya’da 2004’teki Dünya Şampiyonası’dır. 2004’teki Dünya Şampiyonası’nda yarı finalde şampiyon olan Kasımdzhanov’a elenmesine rağmen ağır partilerdeki 9/10 performansı ise aslında gelecekte olanların habercisiydi. 2005 yılında Linares’te satranç kariyerinin son maçında Garry Kasparov’a karşı kazandı ve onunla eş puanla birinciliği paylaştı. 2005’te çıkışı Sofya’daki M-Tel turnuvasını kazanarak devam etti. Büyük çıkış içindeki Topalov, rating listesinde satrancı bırakana Kasparov sayılmazsa birinci sıraya yükselmişti.
Eylül ayında Arjantin’de San Luis’de düzenlenen Dünya Şampiyonası’nı rakiplerine büyük üstünlük kurarak kazandı. İkinci ve sekizinci turlar arasındaki 6,5/7’lik serisi özellikle turnuvada diğer oyunculardan kopmasını sağladı. Bu dönemdeki özelliği turnuvalara kötü başlasa bile son turlarda üst üste galibiyetlerle üst sıralara tırmanmasıydı. Dünya Şampiyonu olduktan sonra 2800 rating barajını geçen üçüncü oyuncu oldu (Kasparov ve Kramnik’ten sonra). 2006’da da formu devam etti, Wijk aan Zee’de Anand ile birlikte eş puanla birinci olurken Sofya’da, “ev sahibi” olduğu M-Tel Ustalar Turnuvası’nı da kazandı. 2006’nın sonunda ise ünvanını tuvalet skandalının da damgasını vurduğu maçta kaybetti ve bu maçtan sonra menajeriyle birlikte eleştirilere hedef oldu. Meslektaşları, Profesyonel Satranççılar Birliği, Danailov’u kınayan bir açıklama yaptı. Ayrıca, Karpov, Spassky, Korchnoi ve Anand gibi isimler tarafından da eleştirilen Topalov, kamu oyunun gözündeki imajının zedelenmesine engel olamadı. Maçtan sonra FIDE’nin yeterli meblağı bulan ve 2700’ün üstündeki her oyuncuya Dünya Şampiyonu ile maç yapma hakkı veren maddesine dayanarak (aynen Topalov ve Kramnik’in oynadığı gibi) Topalov ve Danailov yeni bir başvuruda bulunduysa da, FIDE böyle bir maçın Dünya Şampiyonası’nda en az altı ay önce yapılması gerektiğini belirterek Antalya’da yapılan 2007’nin ilk FIDE Başkanlar Kurulu Toplantısı’nda bu teklifi kabul etmedi. Topalov, 2007’de eski formuna kavuşamadı ve FIDE rating listesinde birinci sıradaki konumunu kaybetti; fakat yine de en parlak zamanlarına benzer bir şekilde M-Tel Ustalar Turnuvası’nı son turda galibiyeti sayesinde kazanmayı başardı. Ayrıca, Topalov’un Kramnik’in suçlamalarına karşı nitelikte kendisine karşı da 2005’te San Luis’de ve 2007’de Corus Wijk aan Zee’de hile yaptığı ve bilgisayar kullandığı suçlamaları geldi. Corus 2007’de Topalov, Levon Aronian ve Teimur Radjabov ile birinciliği paylaştı.
Oyun tarzı Fischer ve Kasparov’u anımsatan bir şekli de sürekli baskı arayan cinstendir. Kazanma hırsı ve aynı zamanda modern satranca damgasını vuran bilgisayarlarla yapılan ev analizlerinin etkisi Topalov’un oyununda rahatlıkla görülür. Ayrıca Topalov, 2800 Elo barajını geçen dört oyuncudan birisidir.

http://www.tsf.org.tr/images/stories/2007_2008/candidate/DunyaSampOzelHaberler/kramnik.jpg
Vladimir Kramnik
(Klasik Dünya Şampiyonu: 2000-2006, Mutlak Dünya Şampiyonu: 2006-2007)
Vladimir Borisovich Kramnik, 1975 yılında Karadeniz kıyısındaki Tuapse’de doğmuştur. Kramnik, patriğin yani M.Botvinnik’.in satranç okulundan geçmiş isimlerden birisidir. Karadeniz kıyısındaki 80’lerin ortasında Sovyetler Birliği genelinde düzenlenen kamplara katılmıştır ve bu dönemde yaygın olan yanlış kanının aksine Kasparov’un öğrencisi olmamış, bu kamplara katılan Kasparov’la oynama fırsatı bulmuştur. Botvinnik ise, bu yetenekli gencin Dünya Şampiyonu olabileceğini öngörmüştü.
1992’de Rusya Satranç Milli Takımı’nda yer alması 16 yaşında ve büyükusta ünvanına sahip olmadığı için eleştirildiyse de Garry Kasparov bu tercihe destek oldu. Ertesi yıl, 1993’te rating listesinde üçüncü sırada yer alan Vassily Ivanchuk’u da yenerek Linares’te beşinci oldu. Aynı yıl Biel’deki Interzonal’de ikinci oldu. Adaylar Maçları’nda ise Yudasin’i eledikten sonra Gata Kamsky’e PCA Dünya Şampiyonası’nda Boris Gelfand’a ise FIDE Dünya Şampiyonası’nda elendi. 1995’te en önemli elit turnuvalardan olan Dortmund’u yenilgisiz kazandı. 1996 ve 1998 yıllarında Dortmund’u üç kez üst üste kazandı. 1997’de Shirov’a karşı oynadığı Adaylar Maçı’nı kaybetse de 1990’ların ortalarında itibaren Anand ile birlikte Kasparov’a karşı en büyük tehdidi oluşturacak oyuncu olarak gösterilmeye başlandı. 1999’daki FIDE Dünya Şampiyonası’nda Tiviakov, Korchnoi ve Topalov’u eledikten sonra çeyrek finalde Michael Adams’a elendi.
2000 yılında Londra’da 15 yıldır dünya satrancının zirvesinde olan Kasparov’u namağlup yenmeyi başararak dünya şampiyonu oldu. Bunun Capablanca’dan beri başaran ilk dünya şampiyonuydu. Kasparov, ilk kez bir Dünya Şampiyonluğu Maçı’nı kaybetmişti.
2002’de insanların bilgisayarlarla olan mücadelesinde o da yer aldı ve Bahreyn’de Deep Fritz ile karşı karşıya geldi. Maçın ilk yarısını 3-1 önde tamamladıysa da maçı berabere bitirdi. 2004’te Linares’i ilk kez kazandı, daha önce 2000 yılında Kasparov ile eş puanla birinci olmuştu. Ayrıca Kramnik, Kasparov’dan sonra 2800 barajını geçen ilk oyuncudur.
Bundan sonra iki dünya şampiyonluğu ünvanın yeniden birleşmesi projesinde aktif taraflardan birisi haline geldi ve bu noktada Kasparov’un bir ünvanı olmadığı için yeniden birleşmesine karşı çıktı. Bu nedenle eleştirilen taraflardan birisi oldu. 2004’te Leko’ya maçın son partisini kazanarak skoru 7-7’ye getirdi ve Klasik Dünya Şampiyonluğu ünvanını korudu. 2004-2006 yılları arasında sağlık sorunlarıyla boğulşması nedeniyle formsuz bir dönem yaşadıysa da 2006’da Torino’daki olimpiyatlara sağlığı düzelmiş ve formuna kavuşmuş olarak geri döndü. Dünya Şampiyonlukları’nı yeniden birleştirme planları da Kasparov satrancı bıraktıktan sonra değişmişti ve yeni plana göre FIDE Dünya Şampiyonu olan Veselin Topalov, Kramnik’in rakibi olacaktı. Bu maç iki taraf arasında gidip geldi ve masa başında yaşanan olaylarla da satranç tarihindeki yerini aldı. Topalov, menajeri Silvio Danailov ile birlikte Kramnik’in maç sırasında hamle sırası onda değilken hiç masada durmaması ve sık sık tuvalete gitmesi nedeniyle bir itiraz dilekçesi yazdı. Bu ana kadar Kramnik, maçı 3-1 önde götürüyordu. FIDE, bu itirazı haklı görüp tuvaletlerin ortak kullanılmasına karar verince de Kramnik maçın 5.partisine gelmedi ve maçtan çekileceği iddiaları ortaya çıktı Bu noktadan sonra menajerlerin, FIDE yöneticilerini ve iki tarafın birbirini suçladığı açıklamaların damgasını vurduğu maçta krizi çözen iki dünya şampiyonluğunun kamuoyu tarafından birleştirilmesi isteği ve Ilyumzhinov’un Elista’ya gelmesi oldu. İki Dünya Şampiyonu’na satranç kamuoyunun kendilerinden olan beklentilerini anlatan Ilyumzhinov İtiraz Komitesi’ni değiştirdi ve maçın kaldığı yerden başlamasını sağladı. 12 partinin sonunda 6-6’lık eşitlik olunca dünya şampiyonunu hızlı satranç maçları belirledi ve rapid maçları 2,5-1,5 kazanan Kramnik “Mutlak Dünya Şampiyonu” oldu, Topalov’a ait olan kontenjanı da devraldı. V. Kramnik bu unvanını 2007 yılında Meksika’nın başkenti Mexico City’de düzenlenen Dünya Şampiyonluğu Turnuvası’nda Viswanathan Anand'a yenilerek kaybetti. 
Kramnik, Mutlak Dünya Şampiyonu olduktan bir ay sonra Deep Fritz’e karşı Bonn’da 6 oyunluk bir maç oynadı ve bu maçı 4-2 kaybetti. Önceden, bir kopyası eline geçmesi rağmen, Kramnik bu programı alt edemedi ve ilk oyunda birçok otoriteye göre kazanç kaçırdıktan sonra ikinci partide tek hamlede matı görmedi ve sonra üç beraberliğin ardından maçın son partisinde bilgisayara yenilmekten kurtulmadı.
2007 yılında Corus Wijk aan Zee’de dördüncü olan Kramnik, Monaco Turnuvası’nda birinci oldu. 2006’daki maçta Veselin Topalov’u yendiği için Dünya Şampiyonu olarak, doğrudan Meksika’da düzenlenecek olan Dünya Şampiyonası’nda 2-3.dereceleri paylaştı; ancak FIDE'nin Dünya Şampiyonası'ndaki düzenlemelerine göre Meksika'daki Dünya Şampiyonası'nı kazanan Vishy Anand ile 2008 yılında Ekim ayında Almanya'nın Bonn kentinde Dünya Şampiyonluğu maçı yaptı ve unvanını Anand'a devretti..
Kramnik’in oyun tarzı, Karpov’a çok benzer. Konumsal ve sağlam oyununun yanı sıra kusursuz bir oyun tekniği vardır. Oyunsonu tekniği ve pragmatik oyun tarzı da onun ayırt edici diğer özellikleridir.




















http://www.tsf.org.tr/images/stories/2007_2008/candidate/DunyaSampOzelHaberler/anand.jpg
Vishwanathan Anand (FIDE Dünya Şampiyonu: 2000-2002, 2007-2013)
Vishwanathan Anand, 1969’da Madras, Hindistan’da dünyaya geldi. Anand,1983’te 14 yaşındayken 9/9 ile Hindistan Gençler Şampiyonası’nı kazanarak ilk başarısını kazandı. 16 yaşında, Hindistan Şampiyonu oldu ve bu ünvanı iki kez daha kazandı. O dönemden itibaren yıldırım zaman kontrolü temposundaymışçasına hızlı oyanması dikkat çekiyordu. 1987’de Dünya Gençler Şampiyonu olan ilk Hintli oyuncu oldu. 1988’de ise Hindistan’ın ilk Büyükustası oldu.
Arkadaşları ve medya tarafından “Vishy” olarak da anılan Anand, 1990’ların başında dünya satranç elitine girdi. 1991’de Garry Kasparov ve Anatoly Karpov’un önünde Reggio Emilia turnuvasını kazandı. 1991’de FIDE Adaylar Turnuvası’nda çeyrek finale çıktıysa da Anatoly Karpov’a elendi
Anand, 1995’te Profesyonel Satranççılar Birliği’nin Dünya Şampiyonası’nda Michael Adams ve Gata Kamsky’i eleyerek Garry Kasparov’un rakibi oldu. 1995’te New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nde Kasparov ile dünya şampiyonluğu için karşı karşıya geldi. İlk sekiz oyun beraberlikle sonuçlandıktan sonra Anand dokuzuncu oyunu kazandıysa da sonraki beş oyundan dördünü kaybedince maçı da 7.5-10.5 kaybetti.
Anand, 2000 Yılındaki FIDE Dünya Şampiyonası’nı Alexi Shirov’u 3.5-0.5 yenerek kazanmıştır. 2002’deki FIDE Dünya Şampiyonası’na katılmadığı için ünvanını kaybetti. 2005’te San Luis’deki FIDE Dünya Şampiyonluğu Turnuvası’nda ise Peter Svidler’le ikinciliği paylaştı. Bu sonuç, turnuva öncesi en önemli favorilerden birisi olan Anand’ın Topalov’un atağına cevap verememesi nedeniyle hakkında eleştiriler yapılmasına neden oldu. Bazı otoriteler ise, Topalov’un performansının olağanüstü olduğunu belirtirken, Anand’ın az çok kendi standartlarından oynadığını ve normal şartlarda yine birincilik mücadelesin yapabileceğini iddia ettiler.
Son yıllarda dünyanın en iyi 2-3 oyuncusu arasında yer aldı. Madras Kaplanı lakaplı Anand, müthiş tekniği ve aynı zamanda hesaplama hızıyla konumsal oynayan kuvvetli bir bilgisayara benzer. Aynı zamanda çok hızlı oynamasıyla da tanınır ve hızlı satrançta da dünyanın en iyi oyuncularından birisidir. 2003’de Cap d’agde’de Hızlı Satranç Dünya Şampiyonası’nı finalde Kramnik’i yenerek kazanmıştır. Satranç Oskarı’nı dört kez kazanmıştır: 1997, 1998, 2003 ve 2004 yıllarında. En önemli süper turnuvalardan birisi olan Wijk aan Zee’yi beş defa kazanarak bu alanda bir rekor sahibidir.. Monaco’daki hızlı satranç-körleme turnuvasında da 1994,1997, 2003, 2005 ve 2006 yıllarında olmak üzere tam beş defa mutlu sona ulaşmıştır. Dortmund’u 1996, 2000 ve 2004 yıllarında kazanmıştır.
Yılın en önemli elit turnuvası olarak gösterilen Linares/Morelia’yı kazandıktan sonra Nisan 2007 rating listesinde ilk kez birinci sıraya yerleşmiştir. San Luis 2005’te Svidler ile birlikte eş puanla ikinci olduğu için Meksika’daki Dünya Şampiyonası’nda doğrudan oynamaya hakkına sahiptir. Anand, satranç kamuoyunun en popüler şampiyonlarından birisidir ve ülkesinde bir halk kahramanı gibidir. İspanya’da yaşayan Anand, her yıl ülkesini ziyaret etmektedir ve Anand’ın katıldığı turnuvalar Hindistan basını tarafından dikkatle takip edilmektedir.Ülkesinde, birçok ödül kazanmıştır.
Meksika'da 14 Eylül-1 Ekim tarihlerinde yapılan Dünya Şampiyonluğu'ndan Anand baştan sona zirveye oynadığı ve zirvede kaldığı turnuvayı 9/14 ile yenilgisiz kazandı ve turnuvayı 2-3.dereceleri paylaşan Kramnik ve Anand'ın önünde kazanarak Dünya Şampiyonu oldu. Bu unvanını önümüzdeki Ekim ayında Bonn'da yapılan maçta Kramnik'e karşı korudu.
Anand, aynı zamanda satranç tarihinde 2800 elo barajını geçen beş oyuncudan birisidir.

225px-magnus carlsen cropped
 Magnus Carlsen  (FIDE Dünya Şampiyonu – 2013 - ...)
Norveçli büyükusta Magnus Carlsen, 30 Kasım 1990 tarihinde doğdu.
FIDE sıralamasında 1. sıradadır ve günümüzün satranç şampiyonudur. En yüksek FIDE ELO'su 2882'dir ve bu derece bir rekordur. Carlsen Popüler kültürde Satrancın Mozart'ı(The Mozart of Chess) olarak adlandırılır.
Satranç dahisi Carlsen 2004 yılında (13,5 yaşındayken) büyükusta olmuştur ve bu onu tarihin en genç üçüncü büyük ustası yapmıştır. 1 Ocak 2010'da (19 yaş 32 gün) dünyanın en genç 1 numarası (FIDE listelerine göre) olmuştur. Ocak 2013 FIDE derece listesine göre, Carlsen 2861 ELO'ya ulaşmış ve tarihin en yüksek derecesini elde etmiştir. Kasım 2013'te Carlsen, Viswanathan Anand'ı yenmiş ve 2013 Dünya Şampiyonluk Maçı'nı kazanmıştır, böylece Dünya Satranç Şampiyonu olmuş ve bununla kalmayıp Aralık 2014'te 2014 Dünya Satranç Şampiyonluk Maçı'nda Anand'ı yenerek unvanını korumayı başarmıştır.
Carlsen çocukluğundan beri saldırgan oyunculuğu ile tanınmış ve yaşı ilerledikçe daha evrensel bir oyuncu konumuna gelmiştir. Carlsen diğer yüksek dereceli satranç oyunculardan farklı olarak açılış hazırlıklarına önem vermemiştir, bu özelliği sayesinde açılışlara daha fazla önem veren rakiplerini şaşırtmıştır. Carlsen'in oyun pozisyonları hakkındaki ustalığı ve oyun sonu cesareti geçmiş dünya satranç şampiyonları [[José Raúl Capablanca, Vasily Smyslov ve Anatoly Karpov'unkilerle benzerlik göstermektedir.
Carlsen, 2013 Dünya Satranç Şampiyonluk maçında 9 Aralık'tan 22 Aralık'a kadar Anand'la; Chennai, Hindistan'da karşılaşmıştır. Carlsen maçı 6,5–3,5 (5,6 ve 9. maçları kazanmış; geri kalan maçlar berabere bitmiştir) kazanmıştır. Sonuç olarak Carlsen, yeni Dünya Satranç Şampiyonu olmuştur.
Carlsen, Aralık 2014 Dünya Şampiyonluk Maçı'nda, Adaylar Turnuvası'nı kazandığı için Anand'la tekrar karşılaşmıştır. Tekrarı yapılan maç Rusya, Sochi'de 7 Aralık'ta başlamış ve 23 Aralık'ta bitmiştir. 12 maçın 11'i yapıldıktan sonra, Carlsen seriye 6.5–4.5, üstünlüğünü koymuş ve kazanmayı garantilemiş, böylece 2014 Dünya Satranç Şampiyonu olarak unvanını korumuştur.
Carlsen Aralık 2016'da gerçekleştirilen 2016 FIDE Dünya Satranç Şampiyonası maçında, Mart 2016'da Moskova'da düzenlenen Adaylar Turnuvası'nı kazanan Sergey Karjakin'le karşılaşmıştır. Maç ABD, New York'ta 11 Kasım'da başlamış ve 30 Kasım'da bitmiştir. 12 maç sonunda 6-6 beraberlik nedeniyle eşitlik bozma oyunları yapılmış ve eşitlik bozma oyunlarında 2.5-1.5 skorluk üstünlüğü sayesinde Carlsen, doğum günü olan 30 Kasım'da 2016 Dünya Satranç Şampiyonu unvanını korumuştur.