8 Kasım 2016 Salı

Güneş Doğarken-1


 Cemal  Cavit  Çağlayan;  on yıl  önceki korkunç,  esrarengiz  ölümü  herkesin  dilinde  dolaşan  ve  ilçemizin  su götürmez  dalkavuğu(ki  ona bu ismi en  yakın dostları  vermişti)  Şahin  Çağlayan"ın  ikinci  oğluydu.
Hayata  dair  hiçbir zaman  yaşama  arzusunu  yitirmemiş bu  adamın  şimdilik  sadece  tuhaf  bir tip  olduğunu anlatacağım.
Halkın   dilinden  düşmeyen  kötü  ve ahlaksız  aynı zamanda  şehvet  düşkünü  bu adam;  saflığa  ve aptallığa varan tüm alınganlığına  rağmen  mal mülk  işlerini  çok iyi beceren  kafasız  tiplerdendi. Zaten  para  ve  şehvet  dışındaki  konulara  kafası  hiç basmıyordu  ya.
İlerlemiş   yaşına  rağmen   kişiliği   hiçbir  zaman  son  hacmini   alamamış  bu adam  dost  ve  akrabalarına  karşı  hiç umulmadık  yerde  öyle davranışlar  sergilerdi  ki   çevresi ona  tam anlamıyla "kaçık"  diyordu.
Başkalarına  peşkeş  çekmek  için  verilen ( yalancı, ikiyüzlü) ziyafetlerde ; ötekinin berikinin  sofrasına  çağrılmak için  fırsat  kollardı. Ki  başarırdı da; nerede  birinin  gözüne girilecek, kimin sırtı  sıvazlanacaksa  orada  Çağlayan  ailesinin  meşhur  dalkavuğu Şahin  Çağlayan  yerini alırdı. Fakirdi de ve  bunun  için  üç kuruşa  yapmadığı rezillik  kalmazdı.
Bu  konuda da  kendini  kurnaz iddia ederdi. Çevresinin  alaylarına,  gülüşmelerine  bunun için  aldırmazdı  bile...
Yine şehvet  düşkünü, yüz bulduğu  her kadının  eteğine  olanca  gücüyle  yapışan  bu adam bulunduğu  tüm ortamlarda  kendisine yamanacak kadınlar arardı, başarırdı da...
Bu  adamı   bölgemizde  herkes  ömrü boyunca  münasebetsizin,  serserinin,  kaçığın,  aptalın biri  saymıştı. Ama  tekrar ediyorum para ve ticaret  konusunda  budalalığı  yoktu. Böyle deli dolu  insanların  çoğu  hayli  zeki  kurnaz kimselerdir.
          Üç  kez evlenmişti. Dört  oğlu, iki kızı  vardı. İlk  karısından  hiç çocuğu olmadı. İlk iki oğlu  ikinci  karısından, diğer  tüm  çocuklar  ise  son eşinden  olmuştu. Şahin çağlayanın  ilk eşi  Doğan ailesindendi. Züheyla  Doğan; ilçemizin  küçük, unutulmuş bir dağ köyünde  fakir bir çifçinin  kızıydı. Şahin  ile  evlenişi  tam bir  fiyaskoydu. İkisi de  sırf  evlenmek  için evlenmişti. Şahin için zaten evlilik  yaşam için gerekli bir değişiklikten ibaretti. Fazlasının da bir önemi yoktu  ya. Aile  denen olgu  onun için  daha gençliğinde  önemini yitirmişti.Onun için, yuvası için  sorumluluk namına zerre çaba harcamaktansa  her gece  sızana kadar içmek ve  sabah olunca  dalkavukluğuna  kaldığı yerden devam etmekten başka bir şey yapmadı. Şehvet düşkünlüğüne gelince;  daha evliliğinin  ilk haftasında  bir fahişenin kollarına attı  kendini. Bunu diğer haftalar izledi.
Dalkavukluktan kazandığı  tüm parayı  da umduğunuz gibi  içki ve kadın alemlerinde  harcadı durdu. Züheyla  tüm yakınmalarına,  ağlamalarına  karşın  evliliğinin  ilk yarısında  karnını doyuracak  ekmeği zor buluyordu. Namı  diğer  koca  Şahin  gece üçlerde  oda  sırf  sızıp uyumak için   sallana sallana  evin yolunu tutuyordu. Ki  kaç kez  Züheyla  kocasını  bar  sokaklarında  sızarken buldu. Leş gibi içki koktuğu halde  mahallede  yol boyunca " ölene  dek içeceğim son demine kadar el ele" diyerek  habire  bağırıp çağırıyordu.
         Karı  kocanın  sık sık  dövüştüğü  herkesçe  biliniyordu. Hatta  dayağı  atanın  Dalkavuk Şahin değil , o ateşli, cesur, kabına  sığmaz , son derece güçlü  esmer kadın  Züheyla  Doğan  olduğu söyleniyordu. Böylece  evlenmelerinin  nasıl  sonuçlanacağı  daha ilk adımında  belli  oldu.
Sonunda  Züheyla  kocasını  evliliğinin  yıl dönümündeki gece  bir fahişe ile  yakalayınca  evini,  kocasını  bırakarak  yoksulluk  içinde  yüzen  bir demirci   ile kaçtı.  Şahin Çağlayan  bunun üzerine  hiç bir vakit  kaybetmeden   evinde  harem kurdu;  içki ,  kadın  alemleri yapıyor, boş vakitlerinde  ilçemizi  baştan başa dolaşıp  göz yaşları  içinde, kendisini  terk eden  Züheyla"dan  sağa sola  dert yakınıyordu. Hatta  Züheyla  ile arasındaki  bazı anlatılmaması gereken  karı koca sırlarını  herkese bağıra çağıra açıyordu. Zaten   herkese  karısının  ihanetine  uğramış  gözü yaşlı  gülünç   bir koca  olarak  görünüp,  bunu  ballandıra ballandıra  anlatmaktan  neredeyse  zevk duyuyor,  böbürleniyordu. Elalem buna mükabil  arkasından kahkahalar   savuruyor, ağız  dolusu  küfürler ile  gözü yaşlı  dalkavuk kocaya  destek  oluyorlardı.
          Tam bir yıl   boyunca  kaçakların izini sürdü. Züheyla  ile yoksul  demirciyi  gördüğünü iddia  eden öteden beriden  haberler alıyordu. Cesaretini toplamak için her gece  içti. Bölgemizin   ırak  dağ  köylerinin hepsini  bir  bir dolaştı. Fakat  aldığı  tüm haberler   asılsız  çıktı. Ya da  tam bilemiyorum   yine söylentiye  göre  yoksul  demirci  Züheyla"nın kolundan çeke  çeke  köy  köy  Züheyla'yı  kaçırmayı başarmıştı.
Şahin,  Züheyla'nın izini hiç bir zaman  bulamadı. Hatta  bir kaç yıl sonra  bulma  ümidini  dahi kesti. Bulmaktan ziyade  Züheyla'dan  alacağı  intikam  ümidini yitirdi. Sonunda  zaten unutmaya  pek yatkın olan zihninden  Züheyla'yı sildi gitti.
          Toparlanması çok  zor olmadı.Öyle ki  bir zaman sonra  kendini  hiç olmadığı kadar  iyi hissettiğini  söylüyordu.
Katıldığı ziyafetlerde  içip içip katıla katıla  gülmeyi adet edinmişti. Onu  o halde gören misafirler  için kaçınılmaz  bir fırsattı doğrusu. Hatta  zengin toprak sahipleri Şahin"i ortalarına  alıp  ayyaş halde  kendinden geçmesine , dans etmesine  eğlenmesine öyle zevkle izliyorlardı ki sırf bunun  için  Dalkavuk Şahin"i her ziyafette  yanlarında istiyorlardı. Zaten Şahin öteden beri  kendine özgü kırıtmalarıyla karşınıza  hiç ummadığınız  bir rolde  çıkmaya bayılırdı. Yeni  girdiği soytarı kalıbının onu mutlu ettiği  halinden belliydi;  ya da saflığından böyle yapıyordu kim bilir..
Böyle  deli dolu  insanlar  akıllarıyla değil hisleriyle yaşarlar; onlar  için önemli olan  tek şey  o an  ne hissettikleridir.

26 yaşındayım,Felsefe 3.sınıf öğrencisiyim,Milli Eğitimde Memur olarak çalışıyorum.

BENZER YAZILAR

4 yorum:

  1. Uzak olmasını istediğimiz, gülüyor olsa bile o gülüşün aslında neler sakladığını merak bile etmeye gerek kalmayacak kişiliklerini gözlerinden, hallerinden okuduğumuz böyle müsveddelere Şahin adı hiç yakışmaz galiba... Ama şahinlere dünyayı dar eden saksağanlardan birinin adı :))))))

    Böylesi değişken ve çok yakından bildiğiniz uygunsuz bir karakteri anlatmanız güzel bir çeşni olmuş, kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim,şahin ismini hikayeye ironi katsın diye verdim; okur ayrıntılara dikkat etmeli sizin gibi.sağlıcakla kalın...

      Sil
  2. O kadar çok ki Aramız da bu dalkavuk Şahin'lerden, o yüzden çok da yabancı gelmedi bana gerçeği söylemek gerekirse. Dediğimiz kadar saf olabileceğinede inanmadı nedense bir tarafım :). Güzel bir hikaye olmuş emeğinize sağlık. Devamı gelecek sanırım ve devamını merak ettiğimi de söylemeliyim. Bloğumu ziyaret etmişsiniz çok teşekkür ederim iadeyi ziyarete geldim ama bloğunuzu bulmak kolay olmadı =). Bende sizi takibime aldım. İçin de felsefe barındıran her şeyi seviyorum. Bloğunuz da öyle felsefe öğrencisi olmanız ise ayrı güzel. Rabbim yolunuzu açık eylesin güzel paylaşımlarda görüşmek dileğimle =).

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle bloguma hoşgeldiniz,Dalkavuk Şahin dediğiniz gibi ülkemizde bolca bulunan bir karakterdir.Hikayeyi beyenmenize sevindim,yorumunuz için teşekkür ederim, duanıza gelince amin Rabbim cümlemizin yolunu ve sonunu hayırlı eylesin,nice okumalara...

      Sil

Eleştiri ve yorumlarına ihtiyacım var