8 Kasım 2016 Salı

BALKAN MEKTUPLARI- 1




Balkanlarda hayat başkadır. Balkanlar başka...Hele ki Bosna toprakları; yedi başaklı ekinlere çalan sarısıyla özgü sulu topraklar. Tadından bilinir tuzludur, serindir ovaları. Tüm ihtişamıyla, insanın içini donduran ve bir okadar da ısıtan dağları birer kazık  misali çepeçevre kuşatmıştı ülkeyi... Amma kışın öyle soğuk olur ki; karlar pamuk ipliğine gebedir, doğurdukça doğurur, doğurdukça doğurur.  Her   yeri  bembeyaz   kar    taneleri  kaplar, ağaçları  dondurucu soğuğun  etkisiyle  kaskatı olur, buz kesilirdi. Hatta  zengin akarsularının doldurduğu  serin ırmakları hareket halinde donardı. Uzunlu genişli çalılar çırpılar, kavisli, yıllandıkça yıllanmış bodur ağaçları, kışa daha bahardan hazırlık yapardı. Yağmuru da boldur buraların . Derler ki: "Allah sevdiği yerden rahmetini eksik etmezmiş". Burası da öyle; bir yağdı mı rahmet şarıl şarıl, sağnak sağnak yağar, durmak bilmez.Kısa yol ayrımı bol sokaklarımızı yağmur suları siler süpürür, temizler bir güzel...Pırıl  pırıl parıldar küçük Bosnamız. Üstüne bir de mis gibi ıslak toprak kokusu bürür, insan kendini cennette sanır, ferahlar bir zaman...

Bir de Engerek Dağımız var bizim; Drina köprüsünün az altında, tepeden  tırnağa süslenmiş  boşnak gelinleri gibidir.Heybetlidir, amma içinde heybetinden  gelen bir zarafet vardır.

Buranın gençleri bir kıza vurulduklarıda Drina kıyısına kelip Engerek Dağını  seyre dalarlar, sevdikleri kız misali bakarlar tepelerine yamaçlarına... Aşkından  ta doruğuna , sevgilisine kavuşma  özlemiyle  çıkıp hayal kırıklığına uğrayanlar da çoktur, amma Engerek  Dağı  umumidir, bizim içimizde yaşayan sevgilidir  Engerek...

Onun için , onun  adına  ne şiirler  yazılmadı, ne türküler yakılmadı ki; ihtiyarlar dahi grup grup  yahut bir başına  Engerek tepesine çıkıp sevdikleri için ağıt yakarlar, gözyaşı  dökerler.

Nice  umutlar burada tazelenir, nice dertler, sıkıntılar Engerek' e  açılır, derman aradır. Bir çeşit kapıdır, dert kapısı, sevda kapısı. Ha! sevda kapısı başka, başkadır.

Drina Köprüsü de anamız gibidir. Anaların sıcacık ğöğsüne yeni doğan bebeler diş  bilerler. Anasızlar , kimsesizler, öksüz ve yetimler de  Drina'ya diş bilerler.Geçmiş de içimizde gelecekte...

İnsan sevdikçe bir başka kokuyor. Ten kokusunda bir ferahlık bir tazelenme , bir ışık, bir gülümseme. Sinelerin özü hararetle  çarpıyor insan sevince. Kelimeler  anlatmaz, dil tutulur, gözler anlatır bazen sevgiyi; derin mi  derin   güneş gibi bakan gözler anlatır...
Osmanlı  Beyleri bu toprakları ısıttı ısıtalı, hayat bize bir başka güzeldi  ta ki; Avusturya   Macar Beyleri  tepemize çökene kadar...Biz Türk'ü , Arnavut'u, Çerkez'i, Sırp'ı , Boşnaklısı el ele göz göze yaşardık. Üstümüze kara bulutlar çöktü çökeli, kardeşliğimize fitne karıştı. Zalim ellerin kanlarıyla sulandı ıslandı göğsümüz. Umutlarımızı, hayallerimizi, hatta sevdamızı dahi söküp aldılar elimizden. Taşın , toprağın hesabından bizi görmez oldular. Seslerimizi bir kan duyurabilirdi, o da nafile. Yurdumuza girdi gireli  taş üstünde taş bırakmadılar. Yakıp yıktılar   küçük şirin köylerimizi. Ovalarımızı, şehirlerimizi, talan ettiler. Osmanlıya ait ne varsa; köprü, kervansaray, çeşme, cami, medrese... her birine dinamit döşediler,  tüm mimari yapıları,  halkımızın umutlarını toz bulutuna  çevirdiler.

Bir de içimize  ırkçılık fikri soktular dediler;  sen Macarsın,  sen Türksün, sen sırp! Dedik biz  kardeşiz.  Dediler; sizler  ayrı ayrı birer milletsiniz.  Her millet  ancak kendi milletini tanır,  sever.  Önce ırk sonra millet sonra kardeş! Dedik biz müslümanız  ve müslüman müslümanın kardeşidir. Kardeş kardeşe kılıç çekmez. Dediler;  Millet dinden önce gelir. Millet olmadan din olmaz . Ne ettikse fitne büyüdü, büyüdü, büyüdü. Çıban oldu başımızda durdurak bilmedi. Sonra  sonucunda  ihtilal patlak verdi.  Kardeş kardeşi boğazladı.  İsyanlar, yıkımlar,  savaşlar, iç çalkantılar  şehrimizi cehenneme çevirdi. Dünyayı  bize  zindan  yuvası  ettile.

Güneşin  doğuşu bile  bize başka  görünür oldu. Aşkımızda  yalan oldu   sevdamızda.  Bir Engerek, bir Drina kaldı semaya direk çakacak. Nehirlerimiz  kana bulandı Türk kanından. Toprakağlar oldu halimize. Uzanacak eli yıllar yılı  bekledik  durduk. Ne ağıtlar yaktık, ne türküler  çağırdık, ne gözler yaşardı Bosna'da. Acı üstüne acı...   Yaşadığımız  acılar, savaşlar, yıkımlar, kayıplar hayatı bize çekilmez kıldı. Ölüm kokar oldu Bosna. Islak toprak kokusu unutuldu sinelerde.    Geri gelmez oldu, giden nice umutlar gibi. Barut kokusu sokakları uyuturken,  Engerek  Dağıda titrer oldu bir gece.  Uzun bir geceydi. Sokaklarda yine isyan , yine kan,  yine binler kurban... Top  atışları bizim evin avlusunu yıkıp geçti. Engerek Dağına doğru yağmur gibi toplar yağdı. İlk kez Engerek bu kadar gürültülü, patırtılıydı, hiddetliydi; üstlerine çökmek ister gibi.......                                    

26 yaşındayım,Felsefe 3.sınıf öğrencisiyim,Milli Eğitimde Memur olarak çalışıyorum.

BENZER YAZILAR

2 yorum:

  1. Eşimin memleketidir Bosna. Baba tarafı Bosnalı anne tarafı Üsküplü.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aslında bu yazıyı bosnaya hiç gitmeden sadece okuyarak ve resimlere bakarak edindiğim bilgilerle yazdım bosna topraklarına büyük ilgim var, eşinize ne mutlu ki o güzelim toprakları görmüş kokusunu içine çekmiş....

      Sil

Eleştiri ve yorumlarına ihtiyacım var